15/11/2006

Yeni bir yaşam..ve yeni hayaller .. a.inaler

h1

Bugün iyi ve tatlı günlerimizin, buruk anılarımızın geçtiği Erdek'te ki evimize, gökyüzüyle denizin mavisinin bu kadar güzel netleştiği, pırıl pırıl sessiz sakin bir  günde veda ettik, üzüldükmü hayır, buruk bir sevinç vardı içimizde, alan öğrt. arkadaşlara hayırlı olsun mutlu ve sağlıklı uzun yıllar geçirsinler, 

 - iki emekli maaşıyla ancak bu kadarına  gücümüz yetti dediler, birde okuma çabası içinde çocuklarımız var, onların hayalleri ve bizim hayallerimiz arasında dağlar var ama, olsun bize yeter dediler.

 

img157/4366/handedoumgnvebalkonbandnk8.jpg

Erdek akşamları..

 

Bizim için  bitmişti bu sevda artık, gönül yeni yerler yeni limanlar arıyordu, durdukça acı çekecekti bu gönüller..zaten dört senedir Ayvalık ve İst. arasında mekik dokuyorduk bir de bizim bir alışkanlığımız, bir yerde biraz fazla durdukmu, kıpırtı başlıyor, ne zaman tayin olacağız diye bekliyoruz..ama bu kez devletin bizi yolladığı yere değil, olanaklarımızın ve hayallerimizin bizi götürdüğü yere gideceğiz. Körfezi düşünüyoruz kendimizce, havası güzel, suyu bol, sırtını dayamışssın kaz dağlarına, gel keyfim gel, yemyeşil bir cennet, al oltanı ister pırıl pırıl derelerde, ister denizde balık tut..

Birkaç yıl önce bacanağa demiştim..

- Bak bacanak sana körfez tarafından ev alalım,burdan sıkılınca oraya gideriz,değişik olur,olmadı cesaret edemedi, o biraz statiktir pek hareketi sevmez, neyse  ona  Erdek'te şu anda ki sattığım evin ön blok altında bahçeli bir birinci kat denk getirip aldık, yani Erdek'te yine evimiz daha var ..iyice vedalaşmadık

Yazlık evin eşyalarını bırakalım dedik, bir hafta düşündüler kalmasın alın dediler..sonra anlatınca anladık ki onlarında vazgeçemediği anı yüklü eşyaları varmış..

- atamıyoruz  diyorlar..ee haklılar, kolaymı bir çırpıda koskoca bir geçmişi atmak, kimbilir kaç taksitte aldılar onları..ilerdeki hayalleri bir yaz evi için sakladılar onları..

Bugün birde canımızı sıkan bir haber, İstanbul göztepe'den her yaz eylül ayında Erdeğe tatile gelen genç bir çift arkadaş vardı,  bizleri çok sevmişlerdi, her gelişlerinde görüşürdük, 2 yıldır burada olmadığımız için görüşememiştik, lafın kısası Erdekten ev almağa karar vermişler, ev sahibi ile anlaşmışlar, kapora vermişler  ve sonra ev sahibi caymış ve yüklü miktarda ki kaporayı da vermiyormuş, mahkemelik olmuşlar..hanımı görünce ayak üstü dertleşmişler..çok canımız sıkıldı bu olaya..

 İşte böyle uzun zamandır kafa karışık olunca bir şeyler yazmakta zor oluyor, bazen geziniyorum bloglardaki arkadaşları, bırak yorumu bir selam bile vermeye vakit bulamamışım..ama kusura bakmaz onlar....şu aralar yine yokum bu satırlarda..

Buradan hepsine selamlar, sevgiler

 

10/6/2006

ÇOCUKTUM UFACIKTIM..a.inaler

h1

Çocuktum ufacıktık,top oynadık acıktık, yerde bulduk bir erik, sonra şortumun eteğine silip onu kırt kırt kardeşimle beraber yedik, yani alageyiğe, meyiğe veya başkasına kaptırmadık..

Bize büyüklerimiz yerden bir şey alıp yenmiyeceğini sık sık söylerlerdi, okulda arkadaşlarımızın bir şeyini almamayı, yerde bulduğun bir şeyin sahibini sormamızı, hele bulupta eve getirirsek onun hesabını nasıl vereceğimizi düşünür dururduk.

Hele bir kere aşağı mahalle bakkalına gitmiştim, her halde o zamanda devlet memurları sık sık bakkal değiştiriyorlardı, yukarıda ki bakkal memed amca, aşağıda ki basri abi, bir defteri vardı, hep yaz deftere diyordum, neyse bakkaldan birşeyler aldım, kırmadan dökmeden götürmeğe çalışırken yerde bir kağıt 2.5 lira gördüm, simit 5 kuruş sinema 35 krş olduğuna göre büyük para, sağa sola bakınıp eğilip usulca aldım parayı, annem sahibini sor dedi ya, eve götürsem belki kaynağını açıklayamıyacağım, belki sopa bile yiyeceğim..elimde sallanan kağıt bir 2.5 lira ile eve doğru yürürken karşıdan bir amca geldiğini gördüm ve amca bu para senin mi dedim.

-evet oğlum benim, bende onu arıyordum dedi  ve aldı parayı ve aşağı doğru gitti.

 

 

img74/2365/susurluk1304060224kh.jpg

Nasife teyzenin evi( solda ki )

 

Evimizin bahçesinde dut, erik ve şeftali ağacı vardı, bizim erik biraz ekşiydi ve yarı dalları komşunun bahçesine uzanırdı, bir de yan komşu nasife teyzenin bahçesinde bir erik vardı ki sormayın can eriği derlerdi, iri yarı kırmızı, yarı yeşil, dalları bizim kiremitlerin üzerine yayılırdı bahçemizde ki divanda otururken hep gözgöze gelirdik bazen kiremitlerin üzerinden tıngır mıngır yuvarlana yuvarlana aşağı düşer, kardeşimle ben onu kapmak için koşuşturur dururduk.

 Zaman geçti erik büyüdü, bizde büyüdük artık beklemiyordum düşmesini, rahmetli babamın balık misinesi takılı sazlarıyla dürtüklüyordum erik dallarını, komşuluk hakkı, göz hakkını almak için..

 Nasıl komşuysa, biz çocuklar hiç sevmezdik onu, zaten bizi kapının önünde top bile oynatmazdı, topumuz kaçınca o evde yoksa, kapı aralığında veya duvar üstünden atlayıp topumuzu alır çıkarkende cebimizde yolduğumuz eriklerle çıkardık.

Biraz daha büyüyünce bizim dut ağacına dut toplamak için çıkar ve dut ağacıyla sarmaş dolaş olan erik ağacından, duttan daha çok erik toplardım, sonra bu erikleri arkadaşlarla bir güzel yerdik ara sıra annem yakalasa bile az bir sopayla işi tatlıya bağlardık.

Babamın bir bisikleti vardı hatırlıyorum beni önüne oturtup bazen iş yerine götürürdü, bir kaç sene tekelde çalışmıştı, sonrada dışarıdan şahadettinname(İlkokul diplaması) alıp şeker fabrikasına girdi.

evimizin odunluk yeri dediğimiz bir yerde, keçimizin olduğunu anımsıyorum, keçi sütü çocuklara iyi gelirmiş ve ben özellikle keçi sütünle büyümüşüm, birkaç sene sonra ben evcilik oynarken odunlukta ki talaşları tutuşturup yakmışım, kapıda ki itfayicileri kapıyı kırarken anımsıyorum, annem pazarda, babam işteymiş, ''olsun yenisini yaparlar''demişim. yaptılarda.

Babamın bisikleti, ben oynarken zincirleri arasına bir kedi yavrusu sıkıştırdıktan sonra (Kediye ne oldu bilmiyorum) kaybolup gitti, bende yıllarca başkalarının

bisikletlerine baktım durdum.

Şimdi bizim ev yıkılıp 5 katlı bir apt. oldu Rahmetli nasife teyzenin evi hala eski kiremitleriyle ve yaşlı bir erik ağacıyla yıkık dökükte olsa ayakta kalma çabası içinde.

 

 

24/5/2006

GERİ VİTES..ainaler

h1

 Nasıl bir tatilse nazara geldi, bugün evde ki son işleri toparlarken Bursa'dan gelen bir

 telefon, proğram değişikliğine neden oldu, yarın sabah erkenden Bursa'ya gideceğim

ve sanırım bir iki gün kalmam gerekecek, çok önemli..

Bakıyorum, yokluğumdan hanımlar hemen bir araya gelip beni eleştiri yağmuruna tutmuşlar,

vallahi helal olsun, gerçek yaşamda olamadığımız ve olmayı  düşünmeyi bile ters bulduğum

kazak erkek imajını sanal ortamda  espriyle karışık yaşıyalım dedik, ağzımızın payını aldık.

rastgele 66 da hemen çark ettin diyecek ama....kadınların hakkı kadınlara..

Yaşamın her cephesinde mücadele eden, ayakta durma savaşı veren kadınlarımızı her zaman

 takdir ederim. özellikle  ev kedisi, lalenin bahçesi, flood, sekizinci renk, fikret şimşek,

rastgele 66 ve diğer duyarlı, girişimci, sanatsal, yaratıcı ve mücadeleci arkadaşlarımı

takdirle karşılıyorum.

Kadınların konusu açılmışken bir zamanlar yazıp müziğinide yaptığım bir şiir değil de şarkı

 sözünü paylaşmak geldi içimden Kayseri hv ikm.gazinosunda çalıyorduk bu tango ritimli şarkıyı. yorum sizin...

 

             SEN KADIN

 

Sen kadın her şeyimsin benim

Sen kadın sevdiğimsin benim

Bakışın başkaydı, gülüşün bir başka

Tüm sevecenliğinle, baktıkça gözlerime

 

Güneşin doğuşu gibi sen kadın

Saçarsın ışığını dünyama

Sonsuz bir sevgi ile kalbimi

Doldurursun sen kadın

 

Sen kadın, umudumsun benim

Sen kadın, yarınımsın benim

Birlikte olmalıyız, yarınlarda ikimiz

Tut artık ellerim, yürüyelim beraber.

 

Güneşin doğuşu....

                                Söz ve müzik

                                    a.inaler

                                 1991.Kayseri

15/5/2006

YENİ BİR HAFTA .a.inaler

h1

 

Bu hafta karmaşık duyguların yaşandığı bir hafta oldu benim için, evde eşimin bir haftadan beri yaşadığı anneler günü hazırlığının yaşattığı gerilim, benim  2.el satışlarının çok durgun olması nedeniyle ve bunun getirdiği sıkıntı nedeniyle iş yerimi kapatma kararı, eski evin çatı onarımı nedeniyle başlıyan ve gün geçtikçe daha büyük masraflara neden olması..

 Neyse canımız sağolsun, allaha şükür keyfimiz sıhhatımız yerinde, bütün bunlar yaşamın bir parçası

bunlardan da mutlu olmanın yollarını bulmak gerek..

 Bu pazar ancak 19 mayıs gençlik yürüyüşünden sonra kaçabildik Erdeğ'e, yine ev, balkon temizliği,

her gelişimizde yaptığımız ayni işler, bahçede güller açmış, mahalle çocuklarını ulaşamadığı dallarda ki erikler biraz daha büyümüş, şeftali ağaçlarındaki görünüm ise hiç iç açıcı değildi, bu sene ilaçlama yapamadığımız için yapraklarını hastalık sarmıştı. genelde her sene  mayıs aylarında ben veya üst komşum gelip bu işleri yapardık, bu sene ihmal ettik.

 Erdek sahil kıyısındaki yazlık çay bahçeleriyle tanınır, bu bahçelerde akşam sahil turu attıktan sonra çay içip, okey oynama genelde yazlıkçıların ve yerli halkın bırakamadığı bir zevkli  tutkusudur.

 Hele bu gazinolarda derbi maçlarını seyretmek ayrı bir heyecan, ayrı bir zevk, hele dün akşamki maçı,  3 fenerbahçeli, eşim, bacanağım(aşırı fener hastası),baldız ile beraber seyrettik, genelde oturupta 1.5 saat maç pek maç seyretmem ama, bu maçın ikinci yarısı ve son uzatma dakikakalarına doyum olmadı,.bacanak fener gölü yemeden 2 dakika önce sıkıntıya girip ben dolaşmağa gidiyorum dedi.

 İşin aslı dün gece üzülenle üzüldüm, sevinenle sevindim, şampiyonu kutlar, geride kalanlara geçmiş olsun derim, içimize sindirsekte sindirmesekte sonuç bu,

Her güneşin açtığı, ve bizi ıstmağa başladığı anda işte bahar işte güneşli günler geldi diyoruz bahar geldi de güneşli günler erteledi kendi epeydir.

Geçen yıl 19 mayıs'ta okul öğretmenleriyle Alanya gezisindeydik, dim mağarası ve dim çayındaki taze alabalık servisleri yapılan bahçelerini daha önce görmediğim için çok hoşuma gitti, bu sene buralardayız.

Yeni haftamızın hepimize sağlıklı, güneşli, sıcak ve gönlüne göre günler getirme dileğiyle....

 

 

10/5/2006

İŞTE ÖYLE BİR GÜN a.inaler

h1

 

Bir  kaç hafta önce  balkonda çayımı içerken ve hani o güneşli

günlerin özlemi içimizi yakarken, yağmurun hafif çiselediği 

 bir anda yakaladım gökkuşağını, epey gözgöze geldik ve

bizim sevdalı yıllarımızdan bir şarkı takıldı aklıma...o an 

Rainbow,  I love you.

 

I lost my heart in a Rainbow

..........

Rainbow I love you,

Love will never die.....

I can't get sleep, can't get without you..

 

 

Foto:a.inaler     Çift   Gökkuşağı

 

 

Bu şarkıyı bir türlü bulamadım internette''love inspriatıon söylüyordu 

yanlışım yoksa, ama eminim..

Bu gün nedense içimdeki sıkıntı biraz daha artı, önemli kararlar

arifesindeyiz, eski bir ev çatısı onarılıyor usta ile uğraş, iş yerinin

eksisi artısından daha fazla, birde kira derdi olsa çekilmez ve de

koşuşturmağa insan yok .

Ve karar verdim kapatıp tam emekliliğe geçeceğim, gerçi  5 yazdır 

 3 ay boyunca çalışmıyorum ya, ama açık olunca, beklemek gerek

maliye hesap soruyor falan filan kısacası iş hayatımı bitiriyorum

artık, karar kesin.

Hanımın ise daha 1 yılı var, dün milli eğitim müd. hesapladık,

kayseri ted.%50 si sayılıyor sigorta 2.5 yıl sayılmıyor yani seneye

 20 senesi doluyor o zamanda 2/3 oluyor, hadi hayırlısı, o zaman ne olacak

Akşam üstü Banvit-Telekom maçı vardı  ona gidip biraz stres attık

neyse aldık maçı ve serde 2-0 öne geçtik.

Bizim buralarda havalar epey ısındı, hafif lodos vardı bugün,

 bakalım yağmur getirecekmi.

 Birde bugün sitem karardı, resimler yok yani elektrik kesildi

sanki, gerçi bir kaç gündür enerji kaynaklarımda kesilme var,

acaba bilmeden pot mı kırdık, üzdük kalpmi kırdık bilemiyorum.

selam yok sabah yok varsa bir şey özür diliyor ve hoşgörüsüne

sığınıyorum. neyse normale döndü, yoksa blog-rtükmü var

 Bazen beynimin kumanda kabul etmiyen noktalarından öyle

 sinyaller çıkıyor ki onları kontrol edemiyorum ve o sinyaller laf,

kelime (ve yazı) olarak ağzımdan çıkıyor ve karşımdaki kişiyi

 kırmış oluyorum, doğruda olsa bazen söylememem gerekiyormuş,

örneğin hanım 2 haftadır yatak örtüsü gibi bir şeylerle uğraşıyor

dikiyor, söküyor nasıl diye soruyor ama renk uyumu bana göre yok,

 nasıl dersin, zaten onu stres atmak için yapıyor, kabak benim başıma

 mı patlasın..

 Neyse baldız söyledi renklerin tutmadığını, git pazardan başka parça

ara falan dedi, bende o ara yine beynime kumanda edemedim..

 -Ya hanım dedim nasıl buldun bu iki rengi, helal olsun sana ,

valla bütün pazarı gezsen bu iki rengi bir araya getiremezsin,

uyumsuzluk madalyası verirler sana dedim,

ve kayboldum ortadan...

 

 

2/5/2006

BAŞIMIZA İŞ ALDIK. a.inaler

h1

                         Başımıza iş aldık

 

öffff  öf.... öf  valla başımıza iş aldık, ben zaten bu kadarcık

blogla zor baş ediyorum, ( yada kendi

kendime bir şeyler yaptığımı zannnediyorum) bizim

oğlan bir de site işi çıkardı başıma sormayın.

Benim kartdiskin kapasitesi zaten küçük, ram desen

zaten allahlık, hafıza kartında ise hiç boş yok, eskiler

bir türlü silinmiyor, ekran desen Türkiyenin fiziki

haritası gibi.. eee nasıl olacak bu iş..!

olacak olacak nasıl -masıl olacak.

 

Kartdisk'ten eskileri silmeyi deniyorum, ooo kesinle

olmaz, onlar benim yaşam kaynağım, oksijenim,

herşeyim, içimden atamadığım eskilerim, pırtılarım.

oğlan anlatıyor unutuyorum, kızım anlatıyor hatırla-

mıyorum, neyse yeni hoca hanımın geliştirdiği yöntemler

 ve yeni teknoloji sayesinde bu teknolojiye ulaşacağıma

eminim, yanii.. ekranda yazılarak bana tarif edilenleri

öbür tarafa aktarana kadar benim hafıza kartı 3-5 saniye

akılda tutarsa sorun çözülmüş olacak.

 

Siteye girdik girmesine de, önce sudan çıkan şaşkın

ördek gibi bakındım durdum, oraya tıklıyom olmuyor,

 buraya tıklıyom olmuyor, yazıları kopyalıyorum

 yarısı var yarısı yok, resimler taşıyorum kırmızı

çarpı çıkıyor girilmez, sonu üstte çıkmış,başı altta,

neyse şimdilik sağ köşedeki çapraza tıklayıp yok ettim

 şimdilik bütün sorunları.

 

Mesenger'a bakıyorum belki çocukların hayrı dokunur diye,

herkes benim açtığımı hemen görünce ya meşgula

alıyor ya da çevrim dışına, ne bu ya ! virüslümüyüm ben,

kim bunlar diyeceksiniz bana, ama söylemiyeceğim,

ama ..belki biraz sonra...veya az sonra....

tamam tamam  hemen şimdi, bizimkiler, bizim çocuklar,

yeğenler, kuzenler. yazmışlar efendim ,yemekteyim dersteyim,

dışardayım falan filan yermi bunları.. babanız, amcanız, dayınız.

hepsi kontrol altında, kaçın kurrası var karşınızda, uyanıklar.. 

 

 

Ama tüm bunlara rağmen bu teknoloji, bu sanal

dünyanın yakasını bırakmıyacağım.

 

 Haydi biz eski gençler, bu teknolojinin nimetlerini

sadece gençlere bırakmıyalım, onlarla paylaşalım

onlarla en iyi iletişim onların dilinden anlamakla

olur, bizim eski anılarımızsa sadece onlara rehber

olur, yeter ki kendimizi dinletelim.ve onların anlıyacağı

şekilde konuşalım.

 

                                           Sevgi dolu günler.

2/5/2006

ANNELER GÜNÜ TELAŞI..

h1

                                          

   Bizim evde anneler günü kutlama hazırlıkları başladı,

hemde ne gerilim, ne stres, hanımı bir telaş aldı, tabii

bahar yorgunluğu, okulun son günleri. anneler günü

proğram hazırlığı. ve geride kalan sayılı günler,

kendimizi şöyle bir kırlara atamama, tatile ,denize

özlem gibi nedenler arttırdı bu stresi.. 

 

   Bazen okuluna gidiyorum da arı kovanı gibi, bıcır bıcır

 koşuşturup  duruyorlar ama ben 5 dakika da pes ediyo-

rum, Allah tüm öğretmenlerimize sabır, güç, kuvvet versin.

 

   Yıllar önce hanım Kayseri Ted.kolejinde çalışırken,

onun yıl sonu ve özel  günler proğramlarının müzik

kayıtlarını, play- back' lerini ben hazırlardım, evde proğ-

ramda ki şarkıları org ile kaydeder ve play back ile uyar-

lardık,oysa şimdi tüm bunlar Bilgisayar sayesinde  çok

daha güzel oluyor.

 

   Şimdi hanıma anneler günü şiirleri,güzel sözler araştı-

rıyorum bu önemli günde bizim bıcırlar kutlamalarında

şiir okuyup, çiçekler verecek annelerine, hadi bakalım

 kolay gelsin, öğretmenlerimiz ve tüm çocuklarımıza, 

sanırım blogcu genç annelerimizde de ayni telaş içinde.

 

  Sevgili hocam şu ara dersleri astım, malum emir

büyük yerden önce onun proğram işlerini bitireyim

sonra derslere devam, inşallah kırık not alıp

sınıfta kalmam...

 

                                                         selamlar.

 

Not. anjio ile ilgili yeni yazım 7 sayfa ilerde, anjio ve teşekkür bölümünde.

20/4/2006

RAHATSIZ EDİYOR BENİ

h1

  Bu günlerde herşey rahatsız ediyor beni, kazınmış yollar, şehrin

gürültüsü, toz, toprak, insanlarda ki gerilim..sorumsuzluklar ve daha

 neler, sanki dünya batıyor bana.Tv. yi açıyorum insanın gözünün

içine baka baka yalan söyleyen siyasetçiler 3 büyük klüp etrafında

dönen savaş arenası gibi bir spor dünyası, uzadıkça sıkıcı hale

gelen diziler, içi boşaltılmış sendikaların feryatları, işsizlik, yolsuzluk,

 terör hızlı kadrolaşma,başına çuval geçirilen askerler, başına

türban geçirilmeye çalışılan devlet, uçup giden AB hayalleri, yani  kısaca

 bir paylaşım savaşının ürünleri rahatsız ediyor beni.

 

 Kahve önlerinde boş boş oturan, içtiği sigara izmaritini, yediği

böreğin kağıdını, çekirdeğin kabuğunu yere atan, yer tüküren,

sümküren ve ezan sesiyle birlite müslümanlığını hatırlayıp

 camiye giden, ve yolda geçen kadınlara ,rahatsız edici bir

 şekilde bakan,ve haklarında dedikodu yapan....piknik yerlerine

 poşetler dolusu yiyeceklerle gidip, yiyip içtikten sonra çöplerini

ağaçların arasına saklamağa çalışan insanlarımız, rahatsız

ediyor beni.

 

 İşin özü şu ki..... kendim rahatsız ediyorum kendimi

sana be adam yaşın kaç başın kaç...sana nee

çekil dünyana artık, bırak bu dünyayı, git camiye kıl namazını

etliye sütlüye karışma..ama olmuyor ki . 

 

Erdek'te kumsalda tanıdığım Almanya emeklisi bir arkadaşım,

''hanım ve çocuklar beni baskı yaparak hacıya gönderdiler.ve

ondan sonra, onu yeme, oraya gitme, sağa bakma, sola bakma,

denize girme, ee  ben bu paraları nerde yiyeceğim..uyanık çocuk-

lar hep elimden kapmaya çalışıyorlar, neyse  geç olmadan uyandım,

valla yiyip içiyorum, hanımda kendini kapattı, evde oturuyor''..60 yaş-

larında dinamik bir arkadaştı, her gün sahili temizleyen, çevreye sahip

 çıkan iyi bir çevreciydi. ama o da, çevreyi kirletme özgürlünü kullanmak

isteyen bazı duyarsız gençlere karışır dururdu.

 

Bazen acaba bende camiye gitsem mi derim içimden, ama çocukken öğrendiğim duaları unuttum, olsun allaha dua etmek istersen her lisanla edebilirsin, önceden yat kalk ne olacak diyordum, ama şimdi namazın ta başlangıcından sonuna kadar insanın tüm uzuvlarını hareket ettirdiğini gördüm, yoksa allah niye

kullarına 3 kere yat 5 kere kalk başını sağa çevir, sola çevir desin ki, gerçeğinde dinimiz iyi insan olmamızı istiyor işin özü bu, ama bunuda kötü, yobaz , yalancı tutucu insanların tekelinden kurtaramadığımız  ve yapılan hataların hala devam etmesi rahatsız ediyor beni..

Ve düşünüyorum da bizim kuşağın nerde hata yaptığını, bunca teknolojik gelişme paralelelinde düşünsel olarak niye geriye gittiğimizi ve hala bunu çözemediğimiz üzüyor ve rahatsız ediyor  beni...

 

1/4/2006

BİR NİSAN ŞAKASI.a.inaler

h1

 

 Yine havalar değişmeye başladı, kıştan bahara geçerken  bedenim ve ruhsal dengem epey zorlanıyor,   ince giyeyim, kalınmı giyeyim, kalın olursa yürüyüşlerde terleme, ince olursa gölgelerde üşüme.falan filan.

  Ama şeytan kulağına kurşun derler  ya hani, bu sene hiç nezle girip olmadım.vur duvara tak tak tak.derler.

 Sabahın sisli havası ,öğleye doğru güneşli bir havaya bırakmıştı kendini, güneş epey ısıtıyordu artık çevreyi,

cuma günü  epey işler yapmıştık, ani bir kararla beğendiğimiz yatak odasını ve yanında da yazlıkta kullanmak üzere 2  tane çek yat almıştık Erdek'te ki buzdolabını ve eski yatak odası takımını da ihtiyacı olan kişilere ulaştırmış ve epeyce rahatlamıştık

 Ögleden sonra şöyle bir yürüyüş yapmak üzere deniz kenarına indim, sahil şantiye yerini andırıyordu adeta, her taraf kazılmış, deniz kenarında ki arıtma tesislerine doğru büyük gider boruları döşeniyordu, gerçi şehrin kazılmadık yeri kalmamıştı ve son olarakta buraya el atmışlardı, deniz sakin, rüzgarsız bir gündü, sahildeki oturma bandlarında ki manzara hep ayniydi. iki ögrenci ve iki emekli oturmuş ellerinde ki ayçiçeklerini çıtlatıyorlar ve kabuklarını ayaklarının dibine yığıyorlardı, biraz ilerde duran çöp kutusuna rahmen,

yüzlerine ve kabuklara dik dik baktım, ters baktım, düz baktım ama bilmem anladılarmı..gerçi belediye zabıtaları bile karışmıyorlardı böyle durumlara.gayet normal belki bu şehirde

 Mendireğe doğru yürüdüm biraz, hazır burasının meşhur rüzğarları yokken, hem temiz deniz havasını kokluyor hemde  marmara'nın mavilikleriyle kucaklaşmış kapıdağ'ın yeşil tepelerini seyrediyordum.

 Bugün 1 nisandı ve ben hayret kimseye bir nisan şakası yapmamıştım,demek ki geriye dönüşüm işlemlerimde epey yol almışım.ama yıllar önce bizim 2.dereceden bacanağa yaptığım bir nisan şakası

geldi aklıma.

 

4-5 sene önceydi kanımca, istanbuldaki bir ilçenin, efsanelere göre sosyal demokrat olduğu söylenen bir partinin ilçe başkanlığı seçimleri yapılmış ve bizim bacanağın eşi, ilçe başkanı seçilmişti. ve bende kendilerini

kutlayayım dedim. açtım telofonu..ve bıraktım kendimi olayın gelişimine.

  -  alo dedim biraz değişik ses tonuyla.

  -  aloo buyrun dedi telofonu açan bacanak

  -  Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar dedim, ben kadıköy selamet parti ilçe başkanı,

      hem sesimi tanımadı, hemde selamet partisinin  kapandığını uyanmadı, devam ettim artık.

  -  Efendim ben, allahı izniyle yeni başkanımız tebrik etmek için rahatsız etmiştim.

     Bacanak heyecanla   bağırarak ..

  - Hanım  .....koş    koş bak selamet parti ilçe başkanı  seni arıyor dedi.

     bense acaba ayıp mı oldu deyip, bu şakadan hemen geri dönmek istedim.

 -  Hop bacanak falan diye bağırmama rağmen, o telefonun avizesini kapatmış olacak ki

    - Hadi koş koş  çabuk diyordu.

     bizim yeni başkan telefona gelince, bende sesimi normala çevirerek

  -  Bizim bacanakta hiç şakadan anlamıyor dedim ,

  -  Ayy senmisin abi dedi.         

   - Kocan beni tanımadı, falan filanla durumu düzelttikten sonra.

         gerçek kutlamayı yaptık. yoksa yeni bayan başkanımız incenebilirdi.sosyal demokratlar

        incinmesin dedim.(4ay sonra istifa etti)

         

    .