18/9/2008

Bozcada 1 a.inaler

h1

- Hadi kalkın dedi sabahın köründe bir ses..
Sivrisineklerle boğuşarak geçirdiğim uykusuz bir gece, bir tanede olsa yetiyordu gecemi zehir etmeğe. tam da yeni dalmıştım, hain sivri alacağı kanı almış garanti odanın kuytu bir köşesinde sabah şekerlemesi yapıyordır, bundan sonra şekerleme sırası bende dedim . amma..
- hadi.. hadi bırak uyuyor numarası yapmağa..hadi kalk diye çınladı sabahın sessizliğinde emekli öğretmenin sesi..
Akşam ki konser nedeniyle geç yatmıştık..Yeni Türkü vardı dün gece Akçayda. ilk 1987  yılında Balıkesirde dinlemiştim..bu akşam Deryayı ve yeni Yeni Türküyü inan ayni şarkılarda olsa, yine ayni zevk ve keyifle dinledim.
Olmasa mektubunu tüm Akçaylılarla Kaz dağlarının bol oksijenli havasını içimize çekerek,bu güzel sahilde bağıra bağıra beraber söyledik.


  Bozcaada

Akşam sahilde gezerken Bozcaada turları hakkında biraz bilgi almıştık,  geyikliden 11.00 feribotuna binip arabamızla adaya gidecektik.
Zeytinlideki nefis börek ve pasta yapan fırından mis gibi kokan kahvaltılıklarımızı aldıktan sonra Küçükkuyudan sonra Kaz dağlarının oksijen dolu yeşilliğine attık kendimizi, bir o yana bir bu yana keskin ve sık virajlar sabah mahmurluğumu almağa yetti, hanım, kızkardeşim ve kuzenim zeynep ise uykularını atıp sabah muhabbetine başlamışlardı bile.
Geyikli iskelesinde arabamızı feribota yerleştirdikten sonra, sahilde ki gazinodaki kahvaltımız pasta börek, taze simit, peynir ve sıcak  çay idi, Geyiklinin upuzun uza kumsalları sessiz sakin ve bomboştu, iskelenin sol tarafındaki  gazinonun plajlarında ki güneşlikler ise henüz yeni yeni  dolmağa başlamıştı..




  Bozcaada kalesinden liman

Her insana ilkler bir heyecan verir, feribotla adaya yaklaşırken bu duyguları içindeydim, feribot adaya yaklaştıkça ada gittikçe büyüyor ve belirginleşiyor, kale , evler, sahilde kayıklar ve insanlar bir bir belirginleşiyordu..
Aracımızı adanın sol tarafındaki caminin yan tarafına park ettikten sonra sahildeki yeşillikler arasında gazinoda bir kahve molası verdik, hanımın önce şu kahve  işini halletmek gerekiyordu, kahve içmeden neşesi yerine gelmezdi, tabii ki ardından kahve falı, hele zeyneple bir araya gelince..
Bozcaada gazinolarında dikkatimi çeken şey hiç plastik sandalye görmeyişimiz oldu, her yerde klasik eski ve yeni  tahta sandalyeler ve masalar vardı.
Rahmetli Hasan amcamın Susurlukta sandalyeci dükkanı vardı, ilk ve ortaokul yıllarında Babam boş kalmayayım, sokaklarda gezmeyeyim  ve elim sanata alışsın diye beni onun yanına gönderirdi. o zaman yani 1960 yıllarında susurluk  tahta sandalye üretim yeriydi, her hafta yaptığımız sandalyeleri kamyonlara yükleyip çeşitli illere gönderirdik, özellikle yazlık sinemalar, düğün salonları  ve çay bahçelerinde kullanılırdı.
Çay bahçelerindeki bu görüntü çok hoşuma gitmişti, Bu Bozcaadalıların ve belediyesinin çevreciliği, çevreye olan saygısıydı.



   Sahilde balık restorantları

Kahveler çaylar içilip şöyle bir kendimize geldikten sonra Bozcaadının dar ve taş sokakları arasına attık kendimizi, önce Ayvalık ve cunda adasınla kıyasladık küçük dar sokakları, iç içe küçük birbirinle kaynaşmış begonvillerle süslü taş evler, evlerin önünde sevecen bakışlı, hayat dolu yaşlı kadınlar, ufak küçük sevimli pansiyonlar  ve sokaklar arasında, evlerin önünde gezinen kediler..
Çarşı içindeki sergilerde  bozcaadanın meşhur üzümleri kasalara doldurulmuş alıcı bekliyordu, kardinal türü vardı o an, plajda yemek için bir miktar ondan aldık.

Önce kaleyi gezelim dedik ve ara sokaklar arasında Bozcaada kalesine doğru yöneldik.

                                                                                                                    Devamı var..



9/4/2008

Matadorun ve boğanın hazin sonu. a.inaler

h1














Plaza de toros. Madrid



İspanyaya gelmişken boğa güreşlerine gitmeden olmaz dedik, şansımıza Madrid'teki son günümüzün son saatlerini bu gösteriye ayırdık.
Madridin en büyük arenası Plaza de toros paskalya nedeniyle avrupa ve çevreden gelen turistlerle doluydu.
Döne döne zor bulduğumuz yerimiz en üst kattaydı, Mudanyalı ve izmirli grup arkadaşlarımızla oturduğumuz yerden arena meydanın şahane görüntüsü vardı.
Akşam üstü 17.30 da İspanyolların kendine özgü müziğiyle arenaya gösreride yer alacak olan Bazıları at sırtında, bazılarıda yürüyerek, ellerinde kırmızı pelerinleriyle matadorlar girdi. yapılan anonsları anlamadığımız için sadece seyretmekle yetindik.
Başlangıç gösterisinden sonra ilk boğa arenaya bırakıldı, Boğanın boynunun üst tarafında kırmızı kurdeleler vardı, matadorun elindeki kılıçları saplıyacağı yer burasıymış, arenada 2 adet atlı, kenarlardaki 4 giriş kapılarında da ana matadorla birlikte 8 matador vardı, bu kapılar boğaların giremiyeceği şekilde korumalıydı, boğanın saldırısı karşısında bazen buraya sığınıyorlardı, yardımcı matadorlar çeşitli oyunlarla, ellerinlerindeki kırmızı pelerinlerle boğayı kızdırıyorlar ve sırayla kılıçları hedefe saplıyorlardı, ana matador iyice kan kaybeden boğayla oynayıp, oley çığlıkları altında shov yapıyordu. sonunda yorgunluktan ve kan kaybından iyice biten boğaya son öldürücü kılıçı saplıyordu.
Her yıl yol kenarlarında, ağaç altlarında kurban adı altında hayvanları kesip parça parça eden ve ciğerini kavurup iştahla yiyen bir ülkenin insanları olarak bu olay bize daha vahşi ve acımasız geldi, hele ilk boğanın matadoru boynuzlarıyla yerde sürükleyerek fırlatması, boğaya yapılan bunca işkence ve eziyetten sonra, bizi hiç üzmedi..çoğumuz içimizden oh oldu bile dedik.
Biz bu gösteriye daha fazla katlanamadık ve 3. boğnında ayni şekilde katlinden sonra arenayı terk ettik, o akşam orada kalan arkadaşlardan diğer 7 boğanında ayni sona uğradığını öğrendik.
'2 gün öncede Madridin meşhur sol meydanında boğa katliamına karşı protesta gösterisi vardı ve imza topluyorlardı. onları anladık anladıkta ,daha fazlasını anlamağa ne ingilizcemiz yetti, nede ispanyolcamız...



25/3/2008

Madrid gezisi. ainaler

h1

Önceki aylarda Mısır kahire ve Sharme el sheike için planladığımız gezi, hava şartları nedeniyle gerekli ilgiyi görmeyince iptal edildi. bizde rotamızı güney-batıya, İspanyaya çevirdik.

Madrid'mi... Mallorca'mı arasında biraz kararsız kaldıktan sonra bu havalarda Madrid daha uygun olur dedik ve 5 günlük madrid gezisine katılmağa karar verdik.

Uçak bileti, pasaport ve gümrük kuyruklarında epey neşeli saatler geçirdik, malum ekibimizin yaş ortalaması 50..nin üzerinde olunca, herkesde yetişemiyeceğiz kalacağız telaşı vardı, olur ya belki uçakta yer kalmazdı,o itişip kaışmalar demek ki boşunaymış, hepimiz uçağa binip yerlerimize yerleştik

19 mart sabahı saat 10.10 da THY 'nın 180 kişilik uçağı ile İstanbula veda ettik.

Uçaktaki yerimiz, bilet alırken isteğimiz üzerine önlerde ve cam kenarında, havada kısmen açık olunca rotamız üzerindeki Yunanistan, italya ve Mallorca adaları üzerinde nefis görüntüleri 4 saat süren yolculuğumuz boyunca seyretme olanağımız oldu.

 

Mallorca sahilleri

 Hosteslerimiz güleryüzlü,sevimli ve candan bir evsahipliği yaptılar bize, Öğle yemeği, çay kahve ikramları nefis ve sınırsızdı, kaptan pilotlarımızın anonstan ancak isimlerini duyabildik, ismler tanıdık gelmedi bana.herşey için  teşekkürler THY..Ları.

Rahat bir yolculuktan sonra sağ salim Madrit hava alanına indik, pasaport işlemlerimizden sonra hava alanına gelen tur araçlarımız binerek, çok konuşan, mmadrid'te yaşayan sempatik ve esprili rehberimiz mahmut eşliğinde kısa bir madrid  tanıtım turu attıktan sonra otelimize yerleştik.

Tur ekibimiz epey yorgun düşmüştü, Kafilede İstanbula uzak illerden  gelipte dün geceyi yolda geçiren bir çok arkadaşımız vardı, NH Bacajas  3 * bir oteldi , otelimiz düşündüğümüzden iyi çıktı, metroya da yakınlığı bizim için iyi bir avantaj oldu.

 

Plaza de toros. 1929 madrid

Madridin matodorlarla boğaların kapıştığı bir arena, 1929 yılında yapılmış, 23 mart pazar günü boğa güreşi olduğunu duyduk ve proğrama aldık

 


Madridin Sol meydanında bulunan   0 noktası, bu nokta madridin 0  noktası olarak alınmış ve Madridin şehir içindeki ve çevreye  tüm uzaklılıları bu noktadan ölçü olarak alınmıştır.



Toledo gezisi.21.03.2008





Not.Annemin rahatsızlığı nedeniyle acilen Balıkesir'e gidiyorum bir müddet yokum..


.... maalesef   30 .03.2008 pazar günü annemi kaybettik...

25/2/2008

Karatepe - Kartepe a.inaler

h1


Böyle ateşli günlerde
- ne bu yazı diyeceksiniz ama,
ne yapayım içiniz açılırmı,
kararırmı ona siz karar vereceksiniz...


Ülkemin zor mu zor yılları,

Bir ateş çuvalının içine sokmuşlar bizi,

Başımıza da geçirmişler  kara bir türbanı,

Her tarafı sarmış kara, kapkara bulutlar,

Ara, arada dur ışıldayan  güneşi..


Irak sınırında yapılıyor güneş harekatı

Her gün şehitler geliyor, tabutu al bayraklı

Muhtaç vekiliminse kafasına takılı cüzdanı ..

Dön mehmetim dön, dön artık

Anıttepe de batırma  güneşi ..



Bunu da karaladım bu ara...yeter sanırım...



                                                    Kartepe

Çocukların haline tavrına bakılırsa bizim  emektar İtalyan Uno'nun Burada, İst.da ki tarihi görevi bitti, okurken, çalışırken işlerini gördü, şimdi kız yeni araba aldı, oğlan harbiyede park yeri yok, hemde yeni iş yerinde kariyer gereği daha iyi araba olması gerek diyor..

- doğru söylüyor, ne diyeyim..o zaman yenisini alırsın demek kaldı bana..

Haftalardır yerinde kımıldamayan Unoyu, temizleyip, bakımını yapıp çalıştırmak bana düştü.

  Yılın son günü, düştük dönüş yollarına, işimiz yok ya şöyle bir körfez gezisi yapalım dedik, akşama kadar işimiz ne, Tem'den Kocaeline ilk girişimdi,  genelde aşağıdan E-5 den sahil yolundan gelir, kartal, Derince tanıdıklara uğrar hal hatır sorardık..yollar güzel Unoda iyi gidiyor..oğlan bununla 200 yaptığını söylüyor, kilometre kadranının resminide çekmiş.

- iyi yapmışsın dedim..kızarak..oğlum  15 senelik araba ne cesaret..o yaşlarda ben olsaydım, bende aynısını yapardım dedim içimden.

hanım biz dedi

- geçen bahar Yardım Severler Derneği ile Sabancaya gitmiştik, Maşrukiye, Sabanca çok güzel, hadi buraya kadar gelmişken sende gör..cennet gibi yemyeşil yer

- bu kış kıyamet, göl kenarı bilmem iyi olurmu..

huyum ya ilk önerilere hep muhalefet edip, karşı çıkarım..

-Valla sen bilirsin, orada bir pide ısmarlarım sana dedi..

Hiç gidesim yoktu. ama birden Kartepe geldi aklıma, oda buralarda bir yerlerde herhalde, bakışlarım dağlık tepelik, karla kaplı yerleri aramağa başlamıştı bile.

- tamam dedim  değişiklik olur..belki kartepede yakındır.hem vaadedilen cenneti görme şansımız varmı yokmu, bilemiyorum hiç olmazsa bu dünyadakini görelim...


Sapanca golu.
Sapanca gölü

- Biraz gidin ilerden sola dönün o yol sizi göle çıkarır.dedi  kapının önünde oturan bakkal
Sora sora bağdat bulunur hesabı yazlıkların arasından sapanca göl kenarına kadar geldik, hava biraz rüzğarlı olduğu için, sahil biraz soğuktu, epeyde çarpıyordu,göl de çırpıntılı dalgalı,  tabii ki aralığın sonu, yine de pazar tatil günü olduğu için gezinenler vardı, birde çicek satıcısı romenler,
- Abe yakışıklım şu yanındaki güzele bi çicek alasın  deyip takılmaz mı peşimize, bende  laf mı yok
- alayım  gülüm..alayımda.. benim çiceğim bu çiceklerden daha güzel, ben zaten en güzel çiceği  zamanında almışım.
- çay içecek bir yer gördük ama, kimseler yoktu, çayı bayattır..tat vermez gibi kendi kendimize bahaneler üretip, hadi dedik maşrukiyeye çıkalım, orada içeriz..
Bu güzel sahile yerleşmiş yazlıkların arasından ağır ağır ilerleyerek bu kadar güzel ,doğa harikası bir yeri seyretme zevkini son demlerine kadar hissetmek istiyordum, kış olmasına rahmen ağaçların yeşilini koruyanları çoğunluktaydı, kendi haline bırakılmış yazlıkların arasından geçerken, hafta sonu olduğu için yazlıklarında bahçe bakımını, temizliği yapan, köpeğinle oynaşan, güneşin son saatlerinden faydalanmağa çalışan emekliler vardı.





Sapanca gölüne şöyle bir sırtını verince karşı dağın karlı tepeleri tüm güzellikleriyle göze çarpıyordu, kanımca kartepe burası dedim..biraz daha gidince Kartepe, Maşrutiye levhası bu kanımı doğruladı.

Maşrutiye gürül gürül suların aktığı ağaçların binbir çeşidine hayat veren bir derenin oluşturduğu bir vadi, kır gazinoları, alabalık havuzları sağlı sollu bu vadiye yerleşmiş,harika bir doğal güzellik mümkün olduğu kadar korunmaya çalışılmış bir iki açık yer vardı ama yemek yiyecek kadar aç olmadığıımız için burada fazla oyalanmadık.benim aklım dağların karlı  zirvelerindeydi.


Kartepe
Ağır ağır Kartepeye doğru tırmanmağa başladık, tırmandıkça Sapanca gölünün muhteşem görüntüsü insanın içini titretiyordu, tırmandıkça çevremiz yavaş yavaş beyaza bürünmeğe başladı, yolun güneş görmeyen kesimleri karla kaplıydı ama buzlanma yoktu, yukarıdan inen araçlarda zincirsiz iniyordu, çıkarmıyız, çıkamazmıyız endişeşi içinde yukarı bizim için bilinmeyene doğru çıkıyorduk, yol kenarında çamlar arasında, karlar üstünde mangal yapan bir grubu görünce durduk.. o ara yukarıdan gelen bir araçta durunca.
- yolun durumu nasıl, zincir gerekirmi dedim..
- yok dedi rahat çıkarsınız..
- yukarsı nasıl..
- valla çok kalabalık, çay içecek yer yok..
Beyaz ve yeşille bezenmiş bir doğa cennetinin içinde ağır ağır tırmanmağa devam ettik
Biraz daha çıkınca  yol kenarına park eden araçları görünce yolun sonuna geldik.dedim.

Kartepe-günübirlik kayakçılar


Yukarıda ki park yerleri dolu olduğu için bizde yol kenarında uygun bir yere park ettik. sağ tarafımızda sapanca gölü ve ovası gökyüzü yukarıda ne kadar mavi olursa olsun puslu bir görünümdeydi, çam ağaçları arasından bu güzel manzarayı seyrede seyrede otellerin bulunduğu alan doğru yürüdük, sol tarafımızda ki düzlükte ufak bir futbol sahası vardı, otel ve kayak sahasına giriş kapısında hala çalışmalar vardı, araçları park ettiği sahayı geçince önümüze ufak bir meydan ve yol ayrımı geldi, sağ taraf otele sol taraf ise kayak pistinin olduğu yere doğru çıkıyordu. meydanda yörük çadırlarında çay , sucuk ekmek satanlar, vardı..hele pamuk helvacının helvalarının pespempe görünümü bırak çocukları, bizi bile kendine doğru çekiyordu.






Kayak yapan kayakçıları bembeyaz karlar içinde görünce içim gitti.renkarenk kayak giysili kayakçılar karların üzerindeydi, kayanlar, düşenle bizim  kaymak için zamanımız yoktu.kıtır kıtır karlar üstünde gezinti yaptıktan sonra, otelin kafeteryasında kağıt bardaklarda verilen sıcak bir çay içip bu güzel doğayı seyrederek biraz keyif yaptık.

Telesesijle yukarı zirveyekadar çıkılıyorlardu, zirvenin aşağıdan bir kaç resmini çekeyim dedim ama güneş tam karşıdan, zirveden geliyordu, çektiklerimde iyi çıkmadı.

Bir an bizde teleseyijle zirveye çıkalım dedik ama çok sıra vardı, durduk kaldık teleseyijin yanında..

kimdi bilemiyorum ama..bir şiirde.

'' sevdanı erteleme kadınım'' demiş..fakat biz şu andaki zirve sevdamızı ertelemiştik..

Garcia Lorca'nın bir şiiride

'' Sevdanı ertele kadınım, kan gülleri yasındayım'' demişti. umarım karıştırmadım.

Hanımın pide ısmarlama işimi ne oldu..! ha onu Bursa Özdilek'te İskendere çevirdik.




11/10/2007

Bayram gelmiş neyime a.inaler

h1

Koşturmacalı, gerimli ve yorucu geçen, sıcak mı sıcak, bunaltıcı mı bunaltıcı yaz günlerinin sıkıcılığı , gökyüzünde yağmur yüklü bulutların dolaştığı bir istanbul eylül akşamında  mutlu bir sonla noktalandi.
Eylül tatilin bittiği, yeni koşturmacaların, hayata tutunabilme mücadelesini yeniden başladığı aydı..okula, işe koşturmalar başlamıştı..hanımın emekliliği ndeniyle bizim de Ayvalıkta yeni aldığımız evde huzur dolu günlerimizi başlangiç ayı olacaktı..
Mavi deniz , sakin huzur dolu sessiz kumsallar ve güneş.. ne hayaller değilmi..!
ilk hafta eve aldığımız yeni eşyaların tekrar yerleştirilmesi ve   kaş'a balayına giden ve dönüşte bize uğrayacak olan, bizim kız ve damada yemek hazırlıklarıyla geçti..
Cunda adası ortunç koyunda piknik..... mavi berrak sularda  beraber yüzdüğün, gözgöze geldiğin balıkları olta ile yakalayıp mangalda yemek gibi kötü düşünceler...neyse  saatlerce kızgın güneşin altında oltanın ucuna bağlandığmız bu kötü umutlarımıza birkaç ufak balıktan başka takılan olmadı.

hamağımdan çektiğim görüntü
Akşam rakı balık ayvalık...hareketli bir 3 gün gelip geçti
kaldık mı başbaşa hanım yeni emekli biraz parası var...başladımı projeler üretmeğe...
yedik bitirdik birbirimizi...olmaz,  hayırlarımın direnişi yarım saat sürmedi...mutfağa evet dedik...
marangoz..dolapların dizayni renk seçimi...herkesde olan klasik renkler olmasın...pazarlık...
sucu..elektrikçi..fayansçı...pazarlık olmazlar..sonra olmazların olura dönüşü...
ne kadar direneceğim benden yana kimse yok...ee parayıda ben vermeyeceğime göre
bir sabah sucunun acımasızca evin eski dolaplarını sökmesiyle harekat başladı..sonra fayansal.mutfak tezgahları..herşey bir anda yerle bir edildi..
Şimdiye kadar hoşgeldine gelemeyen yaş ortalamaları bizlerin üzerinde olan komşuların gürültüyü merak tutkusu, bir gün içinde kaynaştırdı bizi biribirimize
ve onlarda hayallarini, projelerini bizim evde uygulamağa başladılar.
- şurasını da yıkacaksın, buzdolabını buraya koyacaksın..
- yok yok.. şöyle yapacaksın.. evyeyi şuraya alacaksın..
ve sonra hep beraber  2.kata çıkış ..
- vallahi balkonu kapacaksın ama üstünü beton yapın, almanyalılar öyle yapmış...
- şu aradaki duvarı alacaksın.. oturduğun yerden deniz...
- sakın ha pimapen yapmayın yazın çok sıcak oluyor...
Onlarıda ustalar öyle destekliyor ki..  yandık diyorum içinmden.
- en üstteki balkonu komşu banyo  yapmış....ne güzel..
- yok deve dedim içimden. yine ..bir evde 3 tuvalet..
velhasıl kabuslu günler başladı evde mutfak yok, bütün mutfak salonun ortasında,
 bulaşıklar banyoda...yıkanıyor..ustalar çalışıyor, bir tarafa kıpırdama şansımız yok..
                                                                                            devamı var..
                                                                                               
Tüm dost ve arkadaşların ramazan bayramını kutlar, sağlık, huzur dolu mutlu günler dilerim.