3/11/2006

Havadan sudan..a.inaler

h1

Epey bir zaman oldu bir şeyler paylaşmıyalı, bu ara soğuk havanın ve suyun bol olduğu,her tarafı seller götürdüğü günlerin bu akşamında bende biraz havadan sudan bahsedeyim.

 Bayram seyran derken telaşeli günleri geride bıraktık, ama sonu biraz üzücü oldu, İst.gelen misafirlerimizin, bir gece misafir kaldıkları Öğrt.evinde gece yarısı uyurken odalarına  giren hırsız tarafından 2 adet çantaları çalındı, şu ana kadar bir netice yok.böyle güzel bir gün için çok acı bir anı oldu.

Erdek'teki 8 sene önce almış olduğum yazlık evide bu ara sattım, şimdi .Ayvalık- Erdek- Altınoluk arasında kararsız bir şekilde düşünüyoruz, seneye hanım allah nasip ederse emekli olacak , tatil süremiz biraz daha uzayacak, Altınoluğun-Ayvalığın havası güzel  Erdek Band.ve İst'a yakın (ama pahalı), körfezde Dubleks veya  bahçeli  ev alma şansı yüksek falan filan..

işte böyle kışa hoş geldin diyen bir kasım gecesinde, balkonun pencerelerine vuran kar kokulu yağmur damlacıklarının tıkırtısında hanımla oturmuş bu duyguları paylaşıyoruz.

Ara sıra emniyete uğruyorum bir gelişme varmı diye ama maalesef yok  diyorlar, şüpheliler yakalanmış ama kesin kanıt olmadığı için serbest bırakılmış.işin aslı bundan sonra kendi emniyetini kendin alacaksın, yeni yasalar herkesin elini kolunu bağlamış, konuştuğumuz hakim, savcı ve polis arkadaşlar, bir gün içinde kesin kanıt yoksa mahkeme bırakıyor diyorlar, ve suç çeteleride bu boşluğu biliyor bir gün konuşmadımı ertesi gün dışarıda..işin aslı kendini, malını koruyacaksın..

Benim sahsımda 2 kere çantam, 2 kere arabam soyuldu hiç bir şey çıkmadı, hele bir kere İst'da sabaha karşı sokak'ta polis hırsızları yakaladığını gördüğüm  halde(ama benim arabanın soyulduğunu bilmiyordum, sabah oğlan arabanın yanına gidince öğrendik.) fatih karakoluna gidip olay şikayet başvurusunu yapınca, bize o gece orada hırsız yakalanmadığını söylediler, şaşırdım kaldım..

İşin doğrusu şimdiye kadar vatandaşı zaten soyan soyuyor,.sıra geldi birbirimizi soymağa, öncekiler zaten yakalanmıyordu, Eeee...bunlarda yakalanıp bırakılıyor sosyal adalet bu demek ki..

 İşte böyle bu ülkede gözünü  4*4 açacaksın artık.

Sevgiyle sağlıkla kalın, allaha emanet olun...

21/10/2006

MAVİ TUR.. 9 Ölüdeniz a.inaler

h1

Tur sonu  otele yorgun dönen ekip, duş alıp biraz dinlendikten sonra, yemek salonunda ve barda gece muhabbeti, hisarönünde gece gezmeleri...tüm yorgunluğa rağmen direnen bedenler ve daha bir şeyler yapmak isteyen ruhlar..serkan kız arkadaşınla biz fethiyeye gidiyoruz dedi çıktı, cem ben arkadaşımla buluşacağım dedi kayboldu, biz kaldık berkayla, bayanların muhabbeti ayrı..esen hanım.

- yarın dağdan yamaç paraşütuyla atlıyalım diyor, yahut saklı kente gidelim diyor,

- zaman sınırlı, başka bir yaza erteliyoruz sonunda içimizde kalan bu istekleri ve yarın yani son günümüzü ölüdenizde denize girme ve akşamda fethiyede gezinti olarak planlıyoruz, ertesi günde dönüş...

Sabah herkesden erken kalktım, gün ışığı sızdımı odama hemen uyanırım, sağa sola dönmeler daha da sıkar beni..birden otelin havuzu geldi aklıma..aldım havlumu doğru havuza..

Bulunduğumuz Seyir otel hisar önünde Babadağ yamacına dayamış kendini, çok güzel bir manzarası var.bir yanda Ölüdeniz,.bir yanda Fethiye sırtları bir yanda Babadağ, bir kaç kez dalıp çıktım suya..

 Bol tebessümlü bir sabah, yabancılar  günaydın diyorlar, good morning diyorlar, gülerek başlıyorlar sabaha, bizden bir iki tane türk ailede var havuz kenarında, ama korkak ve ürkek bakışlar kaçıyor gözlerinden, göz göze gelesin ki bir günaydın diyesin.  bir birbirimizden acaba niye bu kadar korkuyoruz, niye kaçıyoruz..belki kendimizden kaçıyoruz, kendi kendimizden korkuyoruz.

Uzandım şezlongo günün ilk ışıkları yüzümü yakmağa başlamıştı bile, ah dedim içinden şöyle 10 dk. kadar kestirebilsem..

Çocuklar eneji dolu koşuyorlar havuz kenarında , biri atlıyor, arkasında biri, sonra  hepsi doğru kaydırağa, sonra hoop suya  öyle mutlular ki uyur gözlerle izliyorum onları.

 

 ... Tekrar dalmakla dalmamak arasında mücadele eden uykulu gözlerimlerimle.saate şöyle bir baktım 9.geçiyordu tekrar dönüp biraz daha kestireyim dedim.dalmak üzereydim ki sıcak bir el dürtüyordu okşar gibi omuzumu

-  baba ..baba  hadi kalk ya..havuza gidelim.diyordu fısıltılı bir ses

 - şöyle bir baktım bizim oğlan uyanmış başucumda,

  - tamam oğlum gideceğiz yavaş bak annenle ablan uyuyor, dedim daha erken ..

 Sideye yeni gelmiş çarşı içini gezmiş, tarihi tiyatroyu  dolaşmıştık, iskele ve deniz kenarında resimler çekilmiş ve bir kenarda dinlenmiştik,oradan doğru jandarma kampına gittik orada yer bulamaynca başladık otel pansiyon aramaya, çocuklar illede havuzlu olsun diyorlardı, onların hayallerini hep havuzlu oteller süslüyordu, biz hem jandarma kampına yakın, hemde havuzlu bir yer olsun istiyorduk, derken jandarma kampı yol girişinin sol tarafında öyle küçük bir otel bulduk, masmavi havuzuda vardı..bayıldı çocuklar...boş yerde vardı.

- şöyle sıkıca sarılıp öptüm oğlumu..aman yavaş annen uyanmasın. tamam hadi gidelim. elinde deniz gözlüğü hazırdı.sabah günün ilk sıcaklığını hissettiğimiz saatlerde bıraktık kendimizi havuzun mavi sularına...oynaştık durduk.

 

  Bizim cennetimizde yaşıyorlar, buluyorlar bu mutluluğu..babasınla bir an gözgöze geliyorum  birisinin, gülümsüyor, her gülümseyiş ülkemden ülkemin çocuklarından yarınlarından çalınmış bir gülümseme gibi geliyor bana..binlerce, onbinlerce, belki milyon çocuğumuz farkında değil bu cennetin..

Bu cennet gibi ülkenin nimetlerinden, ne yazık ki yoksun bu çocuklarımız , koşturuluyorlar vaadedilen bir cennetin peşinde,.yıllardır bu ülkede yaşıyan bir çok  insan gibi..

ve burada bu çocuklar mutluluğun içine dalıp dalıp çıkıyorlar ve mutluluktan paylarını alıyorlar.

 

Kahvaltılarımız bol muhabbetli ve esprili geçiyor, cem'le bol bol stand-up yapıyoruz. benim hanıma çok takılıyoruz, bazen çok kızıyor bize.

- ya..  a..  amca  şu nezahat  teyzeden kurtulamadın.. gitti..diyor

- hadi gel nezahat teyze yamaç paraşütu yapalım diyor..bende

- ah be oğlum, ağrı dağını tepesine çıkıp atlasa ona bir şey olmaz diyorum.

Yani böyle günlük takılmalar, ama bazen dozunu kaçırınca çok sinirleniyor bizim ki

 

Kahvaltıda güç bela herkes toplanabildi, uykulu gözler yorgun bakışlar hep beraber nefis bir kahvaltı ve doğru ölü denizin ölü kısmına..buralarda pek değişim yok, biraz ilaveler var ama fazla değil, yanlız denizin üstünde bol bol su kanoları ve kayıkmıydı neydi paletli   hah  deniz bisikleti...onlardan var, denizin içine bir sürü mantarlarda koymuşlar, ölü deniz fazla renklenmiş benim pek hoşuma gitmedi, daha önce geldiğimizde biz karşı kıyıdaki çadır kampingin baraka evlerinde kalmıştık..karşı yarımadaya su içinde yürüyerek ve yüzerek gidiyorduk

 

foto:a.inaler  1989 yılı ölüdeniz  karşı yarımadaya geçiş..

 

Güneşin en sıcak  saatlerini kızgın kumda va denizde geçirdik akıllı işi değil ama, denize dalıpçıkınca fazla etkilenmiyor insan sıcaktan ve birde o kumlara uzanıp havadan süzülerek inen kelebek misali o yamaç paraşütlerini seyretmek  varya, insana ayrı bir zevk ayrı bir mutluluk veriyor, sanki onlarla  göklerde uçuyor, onlarla süzülerek iniyorduk kumsala,  burada da bütün sahil şezlongla doldurulmuştu, şöyle türk usulu kilimimi hasırımı atayım şöyle bir sere serpe yatayım kavunumu karpuzumu keseyim devirleri bitmişti, bastır parayı kirala şemsiyeyi,   işte sana hizmet..

Ölü denizin bir o tarafında, bir bu tarafında girdik çıktık, dinlendik yorulduk, yandık kavrulduk.

ve saat 17'e doğru, doğru otele dönerken hala gözlerimiz göklerden süzülerek uçuşan renk renk kelebeklerdeydi, herkes hayalleriyle başbaşa uçuşuyordu gök yüzünde.....

 

Foto: a.inaler    ölüdenizin iç kısmı

 

Akşam yemek sonu fethiyeye indik sahil boyunca , restorantlar sokağında dolaştık durduk

eski yerleşim yerleri kendisini koruyordu, restorant ve alışveriş yerleri ara sokaklara kadar girmiş

şehir daha güzel ve hareketli bir havaya bürünmüştü, fethiye öğrt.evlerindeki bizim oğlanın arkadaşının ailesinin evine uğradık, aillesi yoktu, bizim serkan yazları sık sık buraya geliyordu, arkadaşının ailesi yazları çok sıcaktan bunaldıkları için genellikle yaylaya çıkarmış.

bir oraya bir buraya derken gecenin geç saatlerinde otele döndük

 .Gece geç saatlere kadar havuz kenarı sohbetleri devam etti, serkanın boğaz içinde okuyan kız arkadaşıda bu gece bizimleydi, ekibimiz Fethiyeyi çok beğenmişti  tekrar gelme planları yapılıyor seneye çalışanlar izinlerini ayarlarız diyor, yamaç paraşütu yaparız, saklıkente gideriz, kayaköyü görürüz..

 

 Foto: gülsün hoca, mavi tur ekibi.Bodrum kalesinde Ben, hanım, kızım, müdüre hanım, cem,

berkay ve oğlum

 

Seneye neler olacak allah bilir ama herkesin hayalleri güzeldi, acaba seneye kimler bir kış boyu kafasında yaşattığı tatil hayalleini gerçekleştirecekti..ama şu anda ki gerçek,  hisarönünde sabahın oluşu, uykulu ama mutlu bakışların kahvaltı masasında bu güzel yaz sabahımda son kez, çaylarını yudumlamalarıydı.

Akşamda hazırlanmış valizler arabaların bagajına yüklendi ve arabalar harekete edip hisar önünü hoşça kal derken, geride çok güzel tatil anıları, bizim oğlanın sevdalı gönlünü, ona ve bizlere el sallıyan, içinde sevda pırıltıları olan  bir çift yaşlı göz bırakmıştık.

 

                                                                                          Bitti

 

 

   Bu bayram yoğun bir tempo içinde olacağımızdan İst.dan da kahve içmeğe mısafirlerimiz geleceğinden, şimdiden bloguma uğrayan tüm arkadaşlarımın..

 

    Mübarek ramazan bayramlarını kutlar, sevdiklerinle sağlıklı,  huzurlu, mutluluk dolu bir yaşam dilerim.

                                      Herşey gönlünüzce olsun..

18/10/2006

MAVİ TUR.. 7 ölüdeniz.Fethiye a.inaler

h1

Marmarisin yeşil doğası ile mavi denizine  mavi tur ekibi olarak hoşçakal derken, pek sevememiştim bu kez bu kenti, ne bileyim bir an önce kaçmak istiyordum sanki, akşam güneşi marmarisin yeşil çamlı tepelerinde bazen kayboluyor bazen sıcaklığını hissettiriyordu omuzlarımda

..İzmir'den Marmarise bu şirketin günde bir tane direkt saat birde otobüs varmış, biletimi önceden almış, basmane garında gezinip vakit geçiriyordum..baharın ilk günleriydi izine istemeye istemeye çıkmıştım, mayıs ayında senelik izinmi olurdu, ama oldu ve ben tek başıma buralardaydım.

Otobüse insan tek binince ve erkendende yerine oturunca acaba yanıma nasıl biri gelecek diye bekler, meraklanır durur, yolcular genellikle bizdendi yabancı olarak bir ki fransız ve ingiliz aile vardı..yanıma benim yaşlarda bir arkadaş gelip oturdu, sekiz saatlik yolculuğu onunla paylaşacak onunla uyuyup onunla kalkacaktım..

Elektrik teknisyeniymiş ve Marmarise yeni açılan bir diskonun müzik tesisatlarını yapacakmış, tanıştık kaynaştık ısındık birbirimize..konuşmalar tıkanınca uyur gibi yaptık, sigara içtik, molalarda çay içtik1971 yılının bu mayıs ayında dağ taş demeden yoluna devam eden bu otobüsün içinde çok iyi bir dostluk pekiştirdik.Marmarisi yeşil çam ormanları arasından ilk görme duygusunu onunla paylaştım, marmarise ilk adımımı onunla attım.ve bu nefis çam kokulu deniz havasını onunla kokladım..

Marmaris'te birbirimize hoşçakal derken ..

- Unutma  akşama diskonun açılışı var, bekliyorum  dedi

- Unuturmuyum  geliri dedim..

Tam sahil bandında merkezde hayat otelinde boş bir odaya  geceliği 10 tl ye bir odaya yerleştim,

Disko Marmarisin içmeler tarafına yakın, turizm bakanlığı tatil köyünün alt kısmındaymış, o akşam tüm sahili tek başıma yürüyerek ve çevreyi inceleyerek diskonun bulunduğu yere doğru yürümeğe başladım......

 

Gökovadan çıkmış fethiye -antalya yoluna girmiştik, sağa sola fazla takılmadan akşam yemeği için fethiye hisarcıkta ki otele geç kalmamamız gerekiyordu, arkadaki arabayı serkan kullandığı için yollarda güzel olduğu için süratimizi artırmıştım.yolumuz üzerinde o kadar güzel yerler vardı ki, ama hiçbirine uğramağa vaktimiz yoktu..birde daha önce görmüştük tüm bu yerleri..

Hisarcıkta ki seyir otele tüm açlığımızla adım attık, bizim serkanın kız arkadaşı karşıladı bizi, odalarımız hazırdı..acele valizlar odaya.acele el yüz yıkama ve doğru açık büfeye..

Bu akşam otelin yüzme havuzunun kenarındaki  bir masada biraz oturup anlattık, serkan kız arkadışını alıp.çıktı....sonra bizde ölüdeniz sahiline indik, hepimiz merak ediyorduk aşağıda neler var diye,

Cem'in Kelebekler vadisi koyuna yakın bir yerdeki tatil köyünde bir arkadaşı varmış onunla telefonla görüşmüş ve o onu davet etmiş sahil yolundan nasıl gidilecek diyordu..bizde

- Bak sahilden yol var, yarım saatte gidersin dedik..ne bileyim o anda hiç kimse seni araba ile oraya bırakalı diyemedi,  sonradan aklımıza geldi ama

- Ben yürürüm..belki gecede kalırım orada  dedi kaybolup gitti.

Ölü denizin sahiller cafe bar olmuş, kebabçılar, dönerciler, dalış, su kayagı paraşüt büroları açılmıştı, sahilde şöyle bir gezinip merakımızı giderdikten sonra otele döndük..yarınsa  yat turu vardı proğramımızda ve erkenden çekildik odalarımıza..serkan ve cem gelmemişti..

serkan sabaha karşı, Cemse kahvaltı saatinde geldi otele, her ikiside arkadaşıyla beraber gezmişler, fakat Cemin ki biraz maceralı olmuş..

- Bana aha şurada tatil köyü dediniz, Ölüdenizin sol yanındaki Babadağın alt yamaçlarında ki yola çıktım, karanlık ışık yok, gidip gelen araba yok, tırstım valla, dönsem bir türlü dönmesem bir türlü, yol gittikçe  karanlıklaştı ışıklar kayboldu..neyse şansım varmış ki bir araba beni yolda durup aldı. genç bir arkadaş, o da tatil köyüne gidiyormuş..valla bu devirde kimse kimseyi yoldan almıyor ya .otelde biri sandı beni herhalde, birazda kafası iyiydi, bizim arkadaş barda görevliymiş bu gece  sabaha kadar  anlattık..durduk..

 

Yat turları: Ölüdeniz

 

Sabah apar topar kalkmalar, acele kahvaltı, son anda Cem'in bize katılımı, Serkan'ın uykusuz gözleri

ve otelin dolmuşuyla ölü deniz sahili..

Gözümüze kestirdiğimiz bir yata attık kendimizi, Cem ve Serkan yukarı kata uyumağa.çıktı. herkes yerini bulmuştu..ver elini ölüdeniz sahilleri..kaptan .kelebekler vadisine çevirdi rotasını, yukarıda gümbür gümbür müzik, aşağıda birbirlerini tanımağa çalışan tur yolcuları, yavaş yavaş üst kata çıkıp uzanmalar güneş banyosu hazırlıkları, yağlanmalar, ellerde kamera ve fotoğraf makinaları, aralarda koşuşan ve meraklı bakışlarla annelerine soru soran çocuklar...

 

 

kelebekler vadisine giriş ve yat görüntüleri..

 

Kelebekler vadisinde tahmini 2 saat mola verildi..isteyenler şeleleye yürüyecek ve vadideki

kelebekleri bulabilirlerse görecekler isteyenler denize gireceklerdi..kelebekler vadisinde birkaç ilave ler dışında çevere ve görüntüyü bozacak yapılaşma görünmüyordu, gençler için bir çadır kamp kurulmuştu..

Ardımız sıra gelen tur teknelerinden yolcular bir bir inip vadinin derinliklerine doğru ve içerde olan şelaleyi görmek için, bu sıcak güneşin altında birbiri ardısıra yürüyüşe başlamıştı.

 

...yürüdükçe sahilı ıssızlaşmağa başlamıştı, sahil kenarında ki otel ve pansiyonlar yerlerini mandalin bahçelerine ve içlerindeki eski yapılara bırakmıştı, pansiyona dönmüş bir görünümdeydi bu eski yapılar ve çevrede havlayan köpekler iyice korkutmuştu beni..

Disko tatil köyünün hemen alt kısmındaydı, akşam saat 10.a doğru kapıya gidip arkadaşın ismini söyledim, içten bir şekilde karşıladı beni  ve bir köşeye oturduk..

 Bu gece açılış varmış ve gecenin onur konuğu   Emel sayın ve eşi İsmet kasapoğlu, sanırım zaliha isimli bir şarkıcı.. Marmariste çok güzel bir gece merhaba demişti bana....

 

Ve hiç düşünmeden bizde katıldık şelale yolcularını arasına, önceleri patika yollarda biraz güneş altında yürüdük..kelebekler vadisinin dik yamaçlarında gezinen keçi sürüleri dikkatimi çekti, nasılda geziyorlardı o dik yamaçlarda, ama keçinin özelliği yamacı sever derler.

 Patika falan derken patikalar bitti, patika yolları bile arar hale geldik girdi ağaçlar arsındaki dere yataklarına, kimsi mayolu, kimsi şortlu, terlikler kayar, ıslak kayalarda insanlar kayar,öfler püflemeler

çoğaldı, biz görmüştük ama görmiyeler hatırına yola devam,,

bir kısım önden gidenler dönüşe başlamıştı bile şelale akıyormu diye sorduğumuzda..

- hemde buz gibi yanıtını aldık..yaşlı bir ingilize orası nasıl dediğim de yüzünü ekşirterek verdiği cevap.

- never again..! (bir daha asla) oldu

Neyse ki kıçımız başımız çizilerek, ayaklarımız berelenerek, of aman  diyerek ve de daha kötü bir kaza olmadan şelaleye vardık varmasına da burada da duş kuyruğu vardı

 

Şelale.kelebekler vadisi ve oğlum...

 

Kuyruk muyruk buraya kadar gelirde duş almadan olur mu, hepimiz duşumuzu alıp başladık geri dönüşe, dönüş tırmanıştan daha zorladı bizi, bazılarımız terlikleri aldı eline, terlik daha tehlike yaratıyordu.inişte.vadinin duvarlarında uçuşan bir kaç kelebekte gördük, resimlerini çektik..

biraz düzlüğe inince  Bizim gülsün hoca hanım dağ kekiklerinin kokusunu aldı ve biraz kenarlara

bakınca dağ kekiklerini gördük.başladık toplamağa bizim ekip yürüdü gitti, biz biraz daha deyip epey kekik topladık.

Ben kelebekler vadisinin mavi sularına bir daha dalarak, bir daha ya kısmet dedim içimden ve tur teknemiz yavaş yavaş demir almağa başlamıştı bu doğa harikasından...

 

                                                                                       az kaldı..

 

16/10/2006

MAVİ TUR..6 Marmaris a.inaler

h1

Odalarımıza apar topar attığımız valizleri açıp, akşam yemek hazırlığı başladı, herkes bir güzel giyinip hazırlandı, biz geride bıraktığı yıllar yüklü gençler, ne kadar yorgun olsak ta gençlere ayak uydurmağa çalışıyorduk gerçi onlar bizden daha yorgun ve bezgindi..bu gezi temposu onlarada  hızlı gelmişti.

Marmaris sahil piyasası yeni canlanmağa başlamıştı, marmarisin sahil bandı yürüyüş için çok uygundu ve genellikle barlar, restorantlar, eğlence yerleri sahil kesimindeydi.

Bu ara sevindirici haber bizim serkanın cep telefonundan geldi, fethiye de staj yapan kız arkadaşıyla görüşmüş, yarın akşamdan itibaren Seyir otelde 3 günlük oda rezevasyonu tamam dedi  her şey  dahil 25 mly..hemen okeyledik..oh be yatak sorunu kafalardan silinmişti..

Graund azur otelinin bahçesinden geçerken yıllar öncesi geldi yine aklıma, kaldığımız Demir pansiyona yakın olduğu için hanım ve çocuklar burada ki havuza kaydırağa gelir bende barda otururdum, havuza, bizimkilerin saç rengi sarı olduğu için, görevliler yabancı  sanırdı bense esmar bir şey olduğum için her zaman giremezdim.

 

 

Graund azur oteli: marmaris..neyse çocuklarla resim çektirmek için girmiştim..

 

Bir kere de alanya kalesine çıkmıştık, malum o zamanların şartlarına göre bilet fiyatları 4 kişi düşününce çok yüksek, kale girişinde kalabalık bir turist kafilesi vardı, hanım ve çocuklar kafile ile beraber yürüyerek içeri girdi, onlara bilet falan sorulmadı, ben arabayı kilitleyip gelince herkes girmişti, tam ben girerken  görevli..

- hopp hemşerim bilet aldınmı demezmi...

- yoo dedim saf saf biletlemi giriliyor, baksana herkes girdi..

- onlar turist kafilesi dedi.

- ee bize, biz türklere ne kadar dedim,o zaman biz indirimli giremiyorduk..

- şu kadar deyince ..kızdım  inat ettim girmedim.

- amaan  dedim.nasıl olsa çocuklar girdi..

 

Alanya kalesi, çocuklar ve  deniz

 

Neyse öyle böyle derken bizde akşam yemeği için döner- dürüm iparatorluğunun işgal ettiği marmaris sahillerinde dönerli dürümlü bir yerde karar kıldık, tabii kalabalık olunca her kafadan bir ses, hele hoca hanımın küçük oğlu pek nazlı, her şeyi beğenmez, kimi sulu ister kimi etli, tıkındı herkes kafasına göre birşeyler..

Marmarise inşaat işçisi olarak gelen işssiz, eğitimsiz doğulu genç kesim, zaman içinde sokak dönerci garsonluğu, sezlong görevlisi, garsonluk, seyyar satıcılık gibi işlerde çalışarak, burada yaşama adapte olmağa çalışıyorlar ama, gelen geçene arsızca yılışıp çok rahatsız edici tavırlar içinde hareket ediyorlar, nerdeyse zorla satış yapacak veya gazino, bar veya restoranta elinden çekip zorla sokacak, kendi aralarında kürtçe konuştukları gibi, ing, rusça, alm.ca gibi bir çok lisanı da çat-pat konuşabiliyorlar 

Zor yürüyen ayaklar, kararsız kafalar oraya buraya dolaştık.bir zamanlar İst, kumkapıdan bir arkadaşın işlettiği Daisy Bar vardı  oo .. yerinde yeller esiyor, ailece sakin müzikli oturacak bir yere girelim diyoruz, gençler hayır diyor..

Geniş bir müzik hole şeklinde bir yere girdik, müzik çalıyor, bir tarafta dev bir ekranda komedi türü bir şey..o da ingilizce, vatandaşlar gülüyor biz sonra gülüyoruz..yarım saattir garsonun uğradığı yok..

zaten burada ki havayı  kimse beğenmemiş..hep beraber kalktık..ve doğru otele...

 

Güzel bir uyku ve sabah kahvaltısı..kahvaltıda dikkatimi çeken otel sahibinin hanımının kahvaltı masamızın tam karşısında oturup, açık büfeden ne kadar şey alıp yediğimizi gözlüyor gibiydi,

ingiliz, alm. rus, sarışın beyaz misafirlere olan sempati bakışları bize çevrilince ekşiyordu. 

 bizde gözünün içine baka baka ne varsa silip süpürdük masada, gelsin çaylar, gitsin neskafeler.

Şehir merkezine,çarşıya gitmeme kararı aldık, hava çok sıcaktı, bugünü burada geçirelim akşam serinliğine doğru fethiyeye gideriz dedik ve ver elini İçmeler, ben görmeyeli çok değişmiş ve gelişmiş güzelleşmiş tertemiz bir yer olmuş İçmeler, sahile yakın bir park yeri ve plajda bizim doğulu hemşerilerin aşırı ısrarları sonucunda, paylaşım savaşını bir sivereklinin kazandığı sezlong savaşında bize gösterilen 2 gölgenin altına attık kendimizi..duş nerede dediğimizde.

- Duş ihtiyacınızı şu arkada görülen otelde karşılıyacaksınız, şu büfeden yiyecek içecek alabilirsiniz, şu arkadaki kafede bizim, serin bir yer hamak  var indirimli bira var..

 - Sivereğin içindenmisin dedim..hemşo ayaklarında..

 - evet abi dedi, gülekleri tanırsın o zaman dedim..

 - abi çocukken gelmişim buralara dedi tanıyamam dedi.

- benim bacanakta siverekli,Güleklerden ..

Bir avuç gölgeliğin altında ve gittikçe kalabalıklaşan,  yabancılaşan ve gördüğü her insana gülümseyen daha çok orta yaş kesiminin oluşturduğu kumsalda kendimiz yanlız ve yabancı bir ülkede gibi hissediyorduk, sezlonglara uzanmış diri taptaze ve yıpranmağa başlamış çıplak bronz bedenlerin arasından gülücükler dağıtarak geçip defalarca denize girdik çıktık. Deniz eskisi gibi olmasada hala temizliğini berraklığın koruyordu, su sıcacıktı güneşse yakıcı, bizim ekip yeterince yandığı için güneş pek etkilemiyordu..

 Akşam doğru bizim siverekli hemşonun aşırı ısrarları sonucunda ,saat18.00 'e kadar indirimli bira veren barda oturduk, çocuklar hamağa uzandı dinlendi..kestirdi bu güzel akşam muhabbetini.

- Haydi fethiye yolcuları arabanız kalkıyor anonsuyla ben bozdum..

 

                                                                                             devamı maalesef  var

 

 

15/10/2006

MAVİ TUR..5 Marmaris a.inaler

h1

Aziz bizim mavi tur ekibine hayran kaldı, aramızda ki diyoloğlar, espri dolu muhabbetler karşılıklı höşgörü..güven. masamızdan ayrılamıyor laf lafı açıyordu, artık günün yorgunluğunuda epey atmıştık..

 Saat 03. doğru..bizim yüzen gemi diskocuları Cem ve serkan hariç hepsi yüzünde menununiyetsiz ve pişmanlık dolu yorgun bir ifade ile döndüler.

Kaleni sol tarafında barlar sokağının girişindeki bir bardan, yüzen diskoya motorla gitmişler, güvenlik kontrolundan sonra ayakta dikilecek kadar bir yer bulduktan sonra, ellerine  içinde ne olduğu belli olmayan bir kokteyl..yanan sönen ışıklar, yüksek volümlü müzik, yerlerinde tepinen her hizipten, punkçu, metalci, rockçu..yerli yabancı gençler...fotoğraf çekmek yasak, ikinci içecekler ateş pahası, herkes kendi grubu içinde(bilet keserken veya gemiye gelirken body guardlarca müşteri seçme, kıro tipli ve tek erkekleri almama özğürlüğü) ve Cem'in sonradan anlatımıyla  karanlıkta kimi görüpte elektrik alacaksın, kime kesik atacaksınn....

kısacası bizim ekibi sarmamış, rezalet para tuzağı diyorlar, doğru herkes bir kere gelse yeter... ve 2. motorla bizimkiler tornistan etmişler  karaya.. 

 

Yüzen disko..Bodrum ( kameradan alıntı)

 

Ve günlerce kafalarını kemiren yüzen disko hayalleride fiyaskolu bir sonla noktalanmıştı..

Bugün bodrum gezimizin son gecesi yarın erkenden Marmarise hareket edeceğimiz için sabaha karşı biraz erken çekildik odalara bizim 2 delikanlıysa bodrum gecelerine ve de kızlarına emanet..

Sabahın 4 den sabahın 9 una kadar ne kadar uyunacaksa o kadar uyuduk. ben kalkıp bahçeye çıktığımda, bizim serkan bahçedeki hamakta yatıyordu..

- kalk dedim git benim yatağa yat...

saat 11 'e kadar uyanan  oturdu masaya, gecenin kritiği, marmariste yer durumu..kahvaltı yapılıp çaylar içildi.ve aziz bey de dahil oldu kahvaltıya, bugün oğlu gelecekti,

- sizinle tanışmayı çok istiyor, ben garaja gideyim karşılamağa dedi ve ayrıldı..

saat 12 ye doğru eşyaları toparlayıp, hesabı kestik, aziz gelmemişti..

Arabanın bağajını kapatana kadar gelen giden yoktu..oğlunun bizimle tanışmasını çok istemiştim.

ve ekibimiz  marmarise doğru yol almağa başladı.

Tam bodrumda çıkarken keşke yetişebilselerdi , hoşçakal diyemedik dedim..

- biz tam köşeyi dönerken onlar oğlunla beraber görünmüştü dedi gülsün hanım..geç kaldık diye  ses çıkarmadım..

- tüh be dedim...sitem dolu..ayıp oldu kaçar gibi olduk.. 

 

                                                          Marmaris

 

Hedefimiz sağa sola uğramadan marmaristi ama  tepeden Gökova körfezine doğru inmeğe başlayınca muhteşem bir görüntü büyülemişti hepimizi, sağ tarafımızda masmavi Gökova körfezi, sol tarafımızda Fethiye- Antalya'ya doğru yemyeşil bir ova, bizim müdüre hanım artık usta bir şöfer

olmuştu, bir sürü zorlu virajlar sorunsuzca geçiyor, hiç zorlanmıyordu, bu ara direksiyona bizim serkan geçti..aşağı inmeden Akyakaya girme kararı aldık,, önceleri buradan da Sedir adasına motorlar kalkıyordu, bir bakalım dedik, Akyakanın kendine özgü evleri çok güzel ve ilginçti ve ilerdede deniz içinden kaynayan soğuk bir kaynak vardı.ama oraya gitmedik.

 

Deniz içinde ki buz gibi kaynak..Akyaka.1989

 

Akyakada kısa bir gezi yaptıktan sonra. sahilde motorları bulup konuştuk, buradaki motorlar özel gidiyor ve yol buradan daha da uzunmuş, vazgeçip tekrar yola çıktık..

Hatırladığım kadarıyla marmarise gelmeden 10-15 km. önce sağda adaya yolcu taşıyan motorların iskelesi vardı, oradan sedir adasına motorlar götürüyordu, oradan gidelim dedik.ve az sonra bizim ekip,arabaları iskele yanında ki park yerine park edip, motorla sedir adasına doğru yola çıkmıştı bile..

Sedir adası Gökova körfezinde ufak bir ada Kleopatra plajı ile ünlü, motorlardan inen insanlar kafile halinde paralarını ödeyip, çok değişik bir kumu olan paja giriyorlar yüzüyorlar, üzerinde hiç kum tanesi kalmıyacak şekilde duş alıp tekrar dönüyorlar, buradan kum almak yasak, çok sıkı bir güvenlik kontrolu var..

 

Kleopatra plajı yıl 1989

 

Yıllar sonra insan kendisince kıyaslamalar yapıyor,    a.. önceden şöyleydi, böyle olmuş, iyi yapmışlar, eskiden dağa doğaldı,  paralı olmuş..ama hizmet gelmiş..falan filan,

şezlonglar, güneşlikler konmuş, piknik masaları yapılmış..wc  duş var..servis, yiyecek var..

  Bol bol pırıl pırıl mavi sulara dalıp çıktık, yattık kalktık güneşin altında akşamdan kalanlar kestirdi, hele cem oturduğu, uzandığı yerde uyuyordu, onu ancak Adanadan gelen telefon sesi uyandırabilirdi... yani biraz dinlendik, çünkü akşam marmaris geceleri bekliyordu bizi, akşam üzere kalabalık azalınca deniz daha da berraklaştı, kleopatranın yüzdüğü bu nefis sulara defalarca dalıp çıktık,o çok özel minik yuvarlak kumların içnde yuvarlandık durduk,.adanın  patika yollarından giderek yeşillikler arasında  bir kaç tarihi kalıntıyı gezdik ve sonra ,duşumuzu alıp son motorlardan biriyle adaya veda ettik

Marmarise girdiğimizde hava kararmak üzereydi, şehir içindeki, anayolda ilerleyerek yıllar önce kaldığım pnsiyonlara bir bakalalım dedik, Grand azur otele yakındı, sahile yakın park yeri bulup, hem sahili dolaşalı hem yer bakalım dedik, Marmaris adeta avrupalılar, ve dürümüstan ve döneristanlılar tarafında işgal edilmişti, beyaz türkler yok gibiydi, sahilde çalışan şezlonlara bakan ,dürümcüsü, bayisi, sucusu,dondurmacısı hep doğuluydu..

Hangi kapıyı çaldıysak maalesef yer yok diyorlardı 8 kişiye en aşağı 3 oda gerekiyordu, ve bir iki gecelik deyince, zaten zoraki bakılan yüzümüze hiç bakmıyorlardu..buraya geldiğimde kaldığımız Demir pansiyon yerinde duruyordu ama , ufak restorandı büyümüş, sahili sezlonglar kaplamış ve boş yerde yoktu..  

Biz  denize nazır değilde, dağlara nazır olsun deyip içerlerden otel bakalım dedik.

3-5 otelden sonra sinirler gerildi. bir otele daha girdik.. sahibi imiş, genelde bize rezervasyonlu ingilizler gelir  yer yok dedi, bu ara bizim müdüre hanımın sinirleri iyice gerildi ve iyice sinirlendi .

- nasıl olur ya dedi bana marmariste, ülkemde  yer vermezler dedi.dur dedi Marmaris ticaret odası bşk. arayacağım, olacak işmi bu ya..! 

 olacak iş ya...!  oda başkanıyla, Bursa tic. odası vasıtasıyla bir toplantıda tanışmışlar ,devamlı işleri olduğu için, bizim esen hanıma işleri düşermiş, telefonu da yanında..Çevirdi numarayı..o anda otelin sahibi.sessizce

-  Eyvah dedi şimdi beni arar..benim kayıncu olur dedi

Telefondaki oda başkanıyla kısa bir konuşma sonucunda..,esen hanım

- tamam dedi  şu isimli otele gidecekmişiz, bir gece yer buluruz demiiş

Ve bizim o anda içinde bulunduğumuz otel, tesadüf bu ya,. o şu isimli oteldi.

Hemen otel sahibinin telefonu çaldı...

-vallahi aradı dedi...bol pekili,olurlu kısa bir konuşma, surat asıkta olsa..

-Bu gece misafirimizsiniz dedi.. yerleri hemen ayarlıyacağız..

Hemen bir telaş, odalar değiştirildi, yataklar ayarlandı ve biz 1 sat sonra valizlerimizle odalarımızdaydık.

Ve hanımla ben günlerden sonra bize tahsis edilen bu güzel odada ve iki kişilik yatakta yatacaktık..

 

                                                                                                               Devamı var..

14/10/2006

MAVİ TUR..4 Bodrum a.inaler

h1

Bodrum kalesini, yeni açılan su altı müzesini, anforaları, zındanları, kuleleri bir bir gezdik bol bol fotoğraf  çekildik.kalede yıllar öncesine göre epey değişim var.yanlız kaleden Bodrum sırtlarına şöyle bir bakınca içi burkuluyor insanın dağ taş bembeyaz ev, Bodrum beyaz ve mavi olmuş ve yeşil gittikçe yok oluyor.yukarıda ki antik tiyatroyuda göremedim, yapıların arasında kaybolup girmiş.

Nerede çokluk orada yokluk mu, proplem mi veya başka şeymi şimdilik bilemiyeceğimde, biz orta yaşlı kesim ne kadar tarihi yerleri gezelim desekte gençler kendi dünyalarında kurdukları bodrumu yaşamak istiyorlardı, izinleri de az olduğu için az zamanda çok yer görüp hızlı yaşanmalıydı, yaşamadanda anlatmakla olmuyordu..30 yıl önce bende ayni duygularla bu sokakları arşınlıyordum...

 

Mavi tur ekibi yollarda..

 

.biraz çarşı turundan sonra pansiyona döndük, gençler bizim oğlanın ele başlılığında

yüzen diskomu varmış neresiyse, akşama oraya gideceklermiş, ne diyelim aman ne iyi olur.dedik ama bizde gelelim demeyince pek rahatladılar, akşam yemeğine kadar serbest dinlenme saatine geçtik, üzerimde 2 günün yorgunluğu vardı, bir duş alıp şöyle bir uzanayım dedim...

Gündüz uykuları beni pek sersemletir, geceleri bile normal uyuyamıyan ben 2 saate yakın bir güzel uyumuşum, sersem salak bir şekilde uyandım, oda da bir tek ben kalmışım, giyinip kafamı toparlamadan bahçeye çıktım.. bizim bayanlar, gençler giyinmişler, süslenmişler, biralar açılmış, akşam yemeğine başlamak üzereler..ama....bizim hanımın yanında, uzun kuyruk bağlamlı

saçlı, küpeli 35 yaşlarında entelimsi bir tip var..

- öhö öhö dedim masaya yaklaşarak şöyle bir masayı süzdüm,  siparişler verilmiş

muhabbet hızlı..

-iyi akşamlar dedim biraz otorite kokan ses tonuyla

Hep beraber  iyi akşamlar dediler, şöyle bir masayı süzüp nereye oturacağımı düşündüm de, zaten masalar silme dolu, o delikanlının yan karşısına bir sandalyeye sıkıştırdı bizim gençler beni. yani tam hanımın karşısına

şöyle hafif bir tebessüm ederek..

-merhabalar dedim..saygıyla ayağa kalkarak merhaba efendim dedi.

- ben aziz...

- ben bu ailenin babası.a...

Bu genç, bizim kızlara askıntı olmasın dedim içimden, ya da bizim müdüre hanıma asılıyor garanti,

baksana tam yan karşısında, valla bizim müdürede çok şık bu akşam, öyle ya yüzen diskoya gidecekler bu gece  neyse artık herşey kontrolumda

- bira içermisiniz efendim dedi efendi kibar entel genç..şöyle bir baktım, ben söylüyeyim dedim ,

- oo olmaz lütfen..

 

Bodrum Eylül 1977

 

Ank.opera ve balesinde solistmiş bizim masa arkadaşımız ve de konyalı..ordan burdan konuştukça ilgi alanlarımız birbiriyle uyuştukça muhabbet daha da koyulaştı..bizim serkanla rock müziği tarihi konusuna girince benim eskiler üzerindeki bilgilerime ve ilgime hayran kaldı, bir ara hanım ben aranızdan kalkayım beni sarmadı dedi, sizin rocklarınız.. ve arkadaşının yanına gitti, bu  ara azizde tam benim karşıma gelmek için Cem'e.

- sandalyeleri değişelim mi dedi, sanırım Cem o an Adanaya sevgilisinin yanına gitmişti.. bu istek karşısında şöyle bir ayağa kalkarak..

-tabii abi dedi ve sandalyesini havaya kaldırarak Aziz'e uzattı..bir iki saniye boşluktan sonra  masada bir gülme bir kahkaha..sormayın gitsin yerlere yatıyorduk gülmekten..

Neyse Aziz' le Cem sonunda sandalye değilde kendileri kalkarak yerlerini değiştirdiler...

Aziz bizim masayı dışardan gözlemlerken bu masadaki sıcaklığı, samimiyeti, içtenliği, Cemin saf ve temiz tavır ve konuşmalarını o kadar  beğenmiş ki, sizlere gıpta ettim dedi, ve çocuklara dönerek böyle bir baba, böyle bir amca, dost bulmak şu devirde çok çok zor dedi kiymetini bilin dedi ve beni o kadar yücelttiki sormayın..havalarda uçtum durdum.. 

İşin özü bu masada herkes onu çözmeğe çalışıyordu, acaba üç kağıtçı bir entelmi, doğrumu söylüyor..yalan mı söylüyor.. sonradan kendi aramızda ki konuşmalarda herkesin içinde bir kuşku olduğuydu, bodrum öyle anlatılıyordu ki kadını erkeği olsun herkesde  bir ön yargı vardı, sarmaş dolaş gördüğün bir çifti önce sevgili sanıyorsun, almış manitasını gelmiş diyorsun kendince, sonra bir vesile tanışınca, kendi çevrelerinde yaşayamadığı özğürlüğü, bir haftalığına  burada yaşamağa çalışan yeni evli birçift çıkıyor karşına.

Konuşmalarda, tartışmalarda, gerek siyasi, gerek felsefi, edebi konularda tutarlı konuşuyordu, zaman geçtikçe bardaklar dolup boşaldıkça yavaş yavaş açılmağa başladı..

Evliymiş,10 yaşlarında bir oğlu varmış, Ankarada eşinden ayrı yaşıyormuş, yarın öğleye doğru oğlu gelecek ve onunla burada tatil yapacakmış, bodrumda arkadaşlarınla birlikte 

kalıyormuş. bugün .Pansiyona oğlunla kalmak için gelmiş.

 Biz anlatırken bir ara entel tipli iki bayan ve bir erkek geldi bizden izin isteyip kaltı ve ona 2 valiz bırakıp, bir köşede konuşup gittiler.Evlerinde kaldığı arkadaşlarıymış..

Evliliğini yürümediğini..ama birbirlerini sevdiğini yürütmek için çok çabaladığını anlattı ..bu ara bizim gençler yüzer diskoya gitmek için  bizden izin alıp ayrıldılar..

vallahi dedim bizim evliliktede oluyor ama biz bu arabayı, bozuldukça tamir edip edip yürütmeğe

 çalışıyoruz..yani ben evliliği otomobille uzun  yolculuğa benzetiyorum, onu seveceksin, benzinsiz zaten yürümez arasıra yolda kaldıkça tamir edip yola devam edeceksin bütün iş senin direksiyonunda, arasıra homurtular gelecek ama, o zamanda sesin geldiği yere göre camları ya açacaksın yada kapatacaksın...Ve yoldan alacağın yolculara da dikkat edeceksin.. Bu lafım çok hoşuna gitmiş, acaba bizde öyle mi yapsak dedi..

- tamir edip edip kullansam mı...gülüştük durduk  bu lafa

İsterseniz olur dedim.. bak birde çocuğunuz var..

-Yarın dedi oğlumu sizinle tanıştıracağım. ve akşamada operadan bir şey mırıldanırım...

- bu gece son gecemiz dedim, bu akşam söyleseniz yarın öğleye marmarise gideceğiz ..

- geç oldu artık dedi keman falan olsa daha iyi...

- gitarla eşlik etsem dedim gülerek..ve daha fazla da ısrar etmedik..

 

 

                                                                                         devamı var

 

13/10/2006

MAVİ TUR...3. Bodrum a.inaler

h1

Bodrum'da güne merhaba dediğimde saat 10 cıvarındaydı, pansiyonda yaşam erken başlamış desem yalan olur, çünkü hiç bitmemişti,burada yaşam  24 saatti, biri geliyor, biri gidiyor, biri yatıyor biri kalkıyordu, pansiyoncuların sabaha karşı biten eğlencenin, sabah karşı yapılan sohbetlerle noktalanması..masalarda çocuklarını bekleyen anneler, yeni evli çiftler, japon kızlar kafilesi

ve daha kimler kimler...

Bizimkileri kahvaltı masasında çay içerken buldum,

- Günaydınlar olgun ve dolgun gençler dedim, Bu ne güzellik böyle.... gayet neşeli bir şekilde..

- günaydın dediler.Demek ki akşam bizim cem de bir vukuat yoktu tek parça olarak dönmüştü..

 gençler uyuyordu, cem'se sabaha karşı kafası oldukça iyi gelmiş ve yatmıştı.bizimkiler ise biz hiç uyumadık dedi.

Kahvaltımızı masamıza erken oturduk, uyuyanları da cem hariç saat dolmadan güç bela uyandırdık Cemi ancak Adanadan gelen telefon uyandırabilirdi..nefis bir kahvaltı sonu içilen kahvelerle kafalar ancak normale dönebildi..

Bugünkü prağramda yat turu vardı apar toparlanan ekip, bize çok yakın olan  kale önünden kalkan yatlardan birine attı kendimizi, cem hemen üst kata çıkıp güneşliklere uzandı.

Yat turları böyle akşamdan kalanlar için mükemmel bir şeydi, hem bölgenin en güzel koylarında denize giriyorsun ,hemde giderken uyuyup dinlenebiliyorsun ve mangal balık yeya tavuk ta ayrı bir tat veriyor geziye, Cem gezi boyunca uyudu  durdu sadece öğle yemeğindeki balık kokusu ve birde telefon sesi uyandı.onu...

- öf be cem dedim bu kadar dünya güzellikleri arasında, böyle bir cennette  uyunur

mu.şöyle bir kaldır kafanı bak ne güzeller var çevrende. 

Yat turu çok zevkli ve neşeli geçti o mavi ve pırıl pırıl sulara defalarca attık kendimizi, bizim müdüre esen hanım araba kullanmasında ki yeteneği, yüzme konusunda zayıf kaldı, çok tedirgin ,korkarak yüzüyordu ve devamlı yanuında bir cankurtaran gibi bulunmamız gerekiyordu, bir ara yata çıkarken kaydı ve bacağı derin bir şekilde çizildi.

Gezilmesi gereken bütün koyları gezdik ,yüzülmesi gereken yerlerde yüzdük ve akşam üzeri yorgun

am kafa yönünden dinlenmiş olarak pansiyona döndük.         

Yemek işini pansiyonun üst tarafında bulunan, bilmem ne abla ev yemekleri yapan bir lokantada

çözdük, bahçe içi çok güzel bir yerdi, ne de olsa böyle yerlerde insan kuru fasulya gibi sulu yemeklerin özlemini duyuyordu. gerçi ekip kalabalık olunca her kafadan bir ses çıkıyor ama öyle böyle, bağırış çağırış herkes ağız tadına göre  bir şeyler buluyor kimse aç kalmıyordu..

Akşam  pansiyonda, biraz şekerlemeler,..giyinmeler, süslenmeler, duşlar..saçlara jöleler falan derken pansiyonu restorantında yavaş yavaş toplanıldı..

soğuk biralarımız yudumlarken Cem akşam barda ki kızın nasıl kesik attığını ama lisan bilmediği için konuşamadığını anlatıyordu,

- aman cem dedim akşama beraber gideriz dedim üzülme.bizim hanımda

- tabii gideriz demezmi..

Gece canlı, cansız , rock'ı.jazzı, heavy metali  bol sokaklarda gezindik durduk aval aval, avrupa gençliği geziyor içiyor eğleniyor, barlar sokağında insanlar kuyruk halinde yürüyordu, bizim gibi yerli turistlerse şaşkın bakışlarla yabancıların yaptığı uçarılıkları ağzı açık seyrediyor, barlarda dans eden kızlar artık masaların üzerinde kendilerinden geçmiş dans ediyorlardı. adeta bir müzik, eğlence  cennetiydi onlar için bu sokaklar..

 

Foto: a.inaler    Kaleden bir bodrum görüntüsü

 

Bizim üçlü grup gençlerden ayrılıp,  bodrum sahillerinde biraz yürüdük halikarnas önünde bir bira içimi dinlenme molası ..

Yıllar önce  bodruma geldiğimizde çocukların merakı ve ısrarı sonucu Halikarnas gitmiştik, tabiiki o zaman daha gençtik..ama bütün gün deniz,,akşam pansiyonda yemek yapmak,çamaşır gibi.ıvır zıvır işler, hanım yoruluyor tabii..ve o akşam gece geç saatlerinde gençler aşagıda pistte dans ederken oğlan hanımın dizinde, hanımsa omuzuma dayanmış uyuya kalmıştı, kızsa pistte kendi kendine oynuyor, bense sahnede ki revü kızlarını seyrediyordum...

Pansiyona gitsek kimse yatmağa kalkmaz kafalar burda, çocuklar gelmeden zaten hanımlar uyumaz velhasıl işimiz zor..ama artık ayaklar,  gürültünün, kalabalığın azaldığı saatlerde yavaş yavaş pansiyona götürdü bizi..ve bahçede ki hamağı boş bulunca şöyle bir uzandım içine..

Bu geceki proğram yine ayni bizimkiler çocuklar gelene kadar oturup çay kahve muhabbet edecekler ordan burdan okulda anlatacaklar, bende ya çıkıp bir tur atacağım,,ya da güp boş yatağa...

 Bu akşam bizim serkan  İst.dan telefon etmiş otobüsle yola çıktığını ve sabaha karşı bodrumda olacağını bildirmiş..eee bu gecede uyku yok demektir, neyse uyumuyanların yatağı ve hamak boş..

Hamak hafif hafif sallanıyor, ben bazen uyukluyorum bazen şöyle bir bakınıyorum, bedenim yatmak dinlenmek isterken ruhum gezip dolaşmak istıyor, bu ikilem içinde mücadele ederken, hanım.

- hadi git yerine yat bari dedi, restoranttaki bir kaç masada boşalmıştı..bende hamaktan inerek şöyle bir etrafa göz attım, ortalık sakinlemiş, bar kapanmış, müzik çok haiften..save your love  my darling, save your love diyor.I wonder where's my darling I''ll save.. bizim girişimci resepsiyoncuda, pansiyonun girişindeki şark köşesinde bir grup japon kızla muhabbete devam ediyordu....

 

  Sabah sekiz civarında şöyle bir gözlerimi araladım, oda sakinler pöfür pöfür uyuyor, odada oğlanın valizi dikkatimi çekti, sesizce tangur tungur yapmadan çıktım bahçeye..ooo bizim oğlan hamakta

mışıl mışıl bir güzel uyuyorki...baktım baktım.saçlar uzun, kulakta tek bir küpe,,keçi sakalı bırakmış.

neyse ki bizim oğlana bir yakışmış bir yakışmışki...

....O zamanlar, liseli yıllar.. Beatles tüm dünyayı kasıp kavuruyordu,''she loves you..ye ye diye,okulda saçları uzatmağa kalkıyoruz yasak..tatile eve geliyoruz saçları uzatıyoruz zaten 2 ayda ancak kulak kapatıyor..mahalleli..eş dost..özellikle berber sağdıç babam dik dik bakıyor saçlarıma, rahmetli babam ne kadar hoş görülü olsa da, anamın zırıltılarına direnemiyor..

- oğlum hadi git sağdıç babana saçlarını şöyle  bir biraz düzeltsin..

akşamları yattığım odamın kapısını kilitliyorum, saçlarımı kesmesinler diye..

-Bayram sabahı hadi oğlum bayram namazına der..el mahkum gideriz,

Camide hoca veryansın eder uzun saçlı hippie çocuklara, ezilir sıkılır büzülürüm ve babam benden daha fazla ezilir büzülür sıkılır cami içinde..

Saat 11'e doğru bizim mavi tur ekibi dinlenmiş olarak değilde, daha yorgun bir görünümde yavaş yavaş kahvaltı masasının yerinialmağa başladı

.

  kaleden bir başka Bodrum görüntüsü

 

Bugün kaleyi gezelim dedik, dedik ama daha önce biz gezdik diyenlerle bizde gezdik ama çocuktuk ufaktık, hatırlamıyoruz diyenler arasında tartışma, herkes dilediğini yapsın kararıyla tatlıya bağlandı.

Hepimizin denize doymuşluğu olduğu için, bu sıcakta denize gitmek isteyen olmadı, gülsün hoca hanım hariç öğle sıcağını bodrum kalesinin serin mahzenlerinde  gezerek değerlendirme kararı aldık, yeni açılan su altı müzesi görülmeğe değerdi..

Kale gezisi sonu bizim kızlar motorla kalenin karşı tarafında bulunan küçük bir plaja,oğlanlar uyumağa gittiler bizde kalenin arkasındaki sahilde denize  gittik.

 

                                                                                                          Devamı var..

Not :kale resimleri virüs nedeniyle yok olduğu için eldeki resimler video çıktılarıdır.

9/10/2006

MAVİ TUR..2...Bodrum a.inaler

h1

                                                 Mavi Tur  - 2

Söke çıkışından sonra hava yavaş yavaş kararmağa başlamıştı, bizim hoca hanımların muhabbeti ise hala devam ediyordu, ne okulmuş be anlat anlat bitmiyor, ben bazen kendilerine bu anlattıklarını daha önce de anlattıklarını söylüyorum ama dinleyen kim. 

- aman... biz anlatıyoruz, unutuyoruz tekrar anlatıyoruz diyor hanım.

- eee ama vallahi ben ezberledim anlattıklarını, ve bu ara yeni gelin adayının muhabbeti gündemdeydi..

Bafa gölünü kıyılarına ulaştığımızda  akşam kızıllığı çökmüştü gölün üstüne,

-İşte dedi hanım  tam kahve molası yeri,

Bu nefis göl manzarasında kahve çay molası için, sola sinyal verip göl restoranta girdik, kahveler çaylar, tostlar bir piknik havasında yenildi içildi..dinlenildi..bizim aşık delikanlı da bizden uzakkarda göl kenarına oturmuş kulağında telefonu sevgilisi ile özlem gideriyordu...

Ekibimiz akşam karanlığında Bafa gölüne veda ederek tekrar yola koyuldu..

Ben  şu ara yollarda genellikle ferudun Düzağaç şarkılarını dinliyordum, hem dinlendiriyor hemde dinamik tutuyordu beni, hava iyice karamış bende ki tedirginlik iyice artmıştı bir an önce varıp yer

sorununu çözmem gerekiyordu, bizim ekip bu kadar laflamadan sonra suskunluk içine girmiş, hanımsa uyuklamağa başlamıştı bile, ee günün yorgunluğu eski bedenlerde kendini hissettirmeğe başlamıştı, ayrıca buraya yeni gelenler için çevreyi görmeğe olanağıda kalmamıştı, karanlığın içinde

Bodruma bir an önce ulaşmak isteyen diğer araçlarla bir yarış içindeydik adeta..

Bodrumun girişini animsar gibi oluyordum ama değişim kafamı karıştırıyordu, şehre girerkende yoğun bir trafik vardı, konvoy halinde şehre giriyorduk, acaba ilerde ki koylardaki otellere mi baksak  yoksa şehir içindekilere mi derken, trafik akımı beni sol şeride oradanda  ilk virajda, sola şehir içine doğru sürüklemeğe başladı.arkamdakilerin kontrolu da gece zor oluyordu, acaba geliyorlarmı..neyse ara sıra uzun kısa far yakarak geldiklerini belli ediyorlardı.

Biz tek gidiş olan caddede aşağı merkeze doğru yolumuza devam ediyorduk, tam meydana geliyorduk ki sağda otopark yazının görünce hemen sağa döndüm, sonra tekrar sağa Belediye zabıta müdürlüğünü geçince sağlı sollu pansiyon yazılarını görmeğe başladık ve sağda 2 araçlık bir park yeri görüp hemen yanaştık ve derin bir ohh çekerek araçtan indim..

Otomobillerden bizim yorgun savaşçılar uykulu gözlerle bir bir çıkmağa  başladılar, bodrum gece hayatına yeni başlıyordu, bizde bodrumla bu geceyi paylaşmak istiyorduk ama önce bir otel bulmamız gerekirdi, ah şöyle bir yatak olsada şöyle bir uzansak diyorduk hepimiz içimizden.

başladık çevrede ki pansiyonlara dalıp çıkmağa ama 7 kişilik yer çok zor diyorlardı, neyse birisi tuttu kolumuzdan

- yerimiz var abi dedi ve başladık ara sokaklarda yürümeğe,2.katlı eski bir binanın bahçesinden geçip dar bir merdivenle üst katına çıktık,ve bize bir oda gösterdi ki sormayın, dar sıkışık 3 yatak

havasız, klima hak getire,,wc-duş dışarıda...düşünelim dedik ve hemen kaçtık..

hiç umudumuz yoktu, karamsarlıkla yürüyorduk bodrum sokaklarında gümbet taraflarına gidelim olmazsa dedim, bende başkada bilen yok ki, sonra ben bilsem ne olacak gece karanlığında bu kalabalığın arasından çık, zaten zor park yeri bulduk

Ve başladık kaleye doğru yürümeğe, şehrin renkli havası, gezinen insanların dinamizmi bir enerji vermişti bize, önce oturup bir şeyler yemek, soğuk bir bira ne iyi gelirdi.,

- aa..şurada ne güzel bir resteront bar var dedi bizim esin hanım.

Renkli neonlu ışıklarıyla hoş nostaljik bir görüntüsü vardı, birde yanında pansiyon yazısını görünce

hemen daldı bizim ekip içeri 

Resepsiyon görevlisi sevecen tatlı bir gençti, benden daha çok bayanlara ilgi gösterince biraz bozuldum ama pek çaktırmadım..

-önce yemeğiniz varmı dedim..o kadar açıkmıştım ki yatak sormak sonra geldi aklıma ..

Hallederiz demez mi,

kaç kişisiniz, kaç gün kalacaksınız gibi  ilk bilgilerden sonra bize 3 ve 4 kişilik iki odası boşalacağını

ve huzur içinde yemeklerinizi yiyebilirsiniz, korkmayın sizi açıkta bırakmayız dedi.

hepimiz derin bir oh çekmiştik

Ekip akşam yemeklerini yerken  bende sıkı bir pazarlık sonucu kılimalı odada günlük yatak+ kahvaltıyı 17.5.milyona bağladım ve 3 gün kalacaktık,yarın sabaha karşıda ist.dan bizim oğlan serkan gelecekti..

Saat 12.ye doğru odalarımıza taşınma işlemi bitmişti, arabalarda yakındaydı pansiyonumuza yaklaşık 50 metre. Restorantda bira içerken, gençlerde kıpırtı başlamıştı, şöyle bir dolaşsak diyorlardı ,artık yataklarımız hazırdı ama biz eski gençler bile yatmayı düşünmüyorduk

Gençler dedim sizler gezin dolaşın, siz bize bakmayın..

-ama a..amca kaybolursak nasıl bulacağız burasını dedi cem.

-ah be oğlum sen orasını düşünme, dön bak arkada, karşı duvarda ne yazıyor..dönüp baktı.

- Bodrum zabıta müdürlüğü..

- Hah  işte kaybolursan seni getirecekleri yer burası, Sevin pansiyon yazısını da unutmazsan mesele yok. başladık gülüşmeye..

benim kız, iki genç ve teyzeleri bize veda ederek daldılar bodrum bar sokağına doğru..

ve tabii on dakika sonra bizde...

 

Video alıntısı: a.inaler mavi tur ekibi bodrum kalesinde

 

O gece bodrum barlar sokağında gezindik durduk, eskiden böyleydi..aa ne olmuş,genelinde sokakta sadece iş  yerleri ya isim değiştirmiş, ya da son kalan bir iki bodrum evleri, bar restorant olmuştu

Bodrum kalesinin sol tarafında sahilde bir bira içip  pansiyona döndük, az sonra cem dışındakiler döndü, inşallah dedik cem de  kazasız belasız olay çıkarmadan döner.

Biraz da pansiyonun bahçesinde günün kritiği ve hoş beşten sonra sabaha karşı  ben ve berkay yatyoruz dedik.ayrıldık

Cem'in annesi, kız kardeşi ve hanım  Cem'in gelmesini bekliyorlardı.

 

                                                                                                            devamı var

Not. gezi klibi  alt sağda..

8/10/2006

MAVİ TUR..1..Kuşadası. Davutlar. a.inaler

h1

Altınova'dan saat 10.a doğru ancak hareket edebilmişti mavi tur yolcuları, ekibimiz 7 kişiydi, 2 arabaya ancak yerleşebilmiştik, kafile başkanı bu yolların tecrübeli şöferi, yani bendim, 2. arabanın  ise ilk defa uzun yola çıkacak olan Öğrt.arkadaşımızın kardeşi esen hanımdı, biz 3 kişi olgun gençler ön arabada, 4 kişide dinamik gençler arka arabadaydı. 

 

Fota: a.inaler  Altınova'nın özğürve sakin kumsalları

 

Rotamızı İzmir.üzerinden .kuşadası..davutlar milli parkı.Bodrum..Marmaris.. ve fethiye olarak proğlamlamıştık, yolculuğumuz İzmir'e kadar bozuk yollara rağmen rahat bir şekilde geçti, İzmir karşıyaka'ya gelince trafik sıkışıklığı başladı, iki araba birbirimizden kopmamağa çalışıyorduk, ama trafik akışı ve İzmir'in yeni çevre yolu  degişikliği epey zor anlar yaşattı bize ve kazasız belasız 

kaybolmadan Aydın otobanına ulaşabildik.Ah izmir dedim içimden izmir anılarımı yükleyip yoluma devam ederken, kordon boyu, karşıyaka..güzelyalı ve foça.da geçen günlerim geldi aklıma....

Yolculuk müziğimiz bu yılın sevilen şarkıcısı Candan Erçetinin ..meleğim albümü..Ferudun Düzağaç ve 70 yılların şarkılarıydı.bu çevredeki değişim epey hızlı olmuştu veya ben epey uzun zamandır uğramamıştım bu taraflara, Kuşadasını  şöyle bir kıyısında geçerek izleyebildik, çünkü akşam Bodrum'da kalmayı planlamıştık, tabii rezev falan yok, allaha emanet..

Davutlar aman allahım ne olmuş öyle her taraf yazlık, alışveriş merkezi dolu, tanıyamadım..kapalı bir pazar yerinin yanında dinlenmek ve hanımların merakını gidermek için mola verdi, hanım, arkadaşları ve bizim  kız  hemen daldılar çabutçuların, terlikçilerin arasına...(terlikçi terlikçi gezerken kapıllacak birgün bir terlikçiye)

Benim arkadaşımsa, gülsün hanımın Anadolu lisesi 1 giden küçük oğlu berkaydı, babaları bir yıl önce  vefat etmişti, müziğe karşı şu aralar çok tutkusu var, geçen ay klasik bir gitar aldık ve ilk hocası ben oldum, altınovaya gitarıda getirdi akşamaları yemek sonunda beraber tıngırdatıyoruz  büyük oğlu cem ise sivas üniversitesinde okuyordu ve Adanalı sevgilisine her yarım saatte bir telefonla hesap verdiği için, ruhen kafa olarak yanımızda pek bulunamıyor,,boş bir bedense bize yaramıyor.ama bazen bir havasında yakaladık mı ikili olarak iyi stand-up yapıyoruz bazen o kadar saf ve temiz hareketlerini yakalıyoruz ki, hepimizi o potları gülmekte  kırıp geçiriyor.

Berkay'a deniz gözlüğü..kendimize birkaç tane tişort gibi şeyler alıp, birde ayaküstü birşeyler atıştırdıktan sonra davutlar milli parkına girdik..Yıllar önce davutlar milli parkını yanındaki jandarma komutanlığının yanına, hanım ve 2 çocuğumuzla çadır kurmuştuk,çoçuklar sanırım 6-9 yaşlarındaydılar ve burada balık tutuyorduk o zamanlar doğal yapı daha yeşil ve çevrede bu kadar yapı yoktu

Bugün pazar olduğu için daha tenha olacağını düşündüğümüz son koya gidip, orada park ettik,ağaçların altında kendimize bir gölgeli yer bulup,attık kendimiz egenin mavi pırıl pırıl berrak sularına, burada ki değişim fazla yoktu, oturacak piknik masaları konmuş, duş tuvalet, soyunma kabinleri yapılmştı.

Fota: a.inaler   milli parktaki domuz yavruları

 

Akşam üstü tam hareket etmek üzere arabaların yanına gittiğimizde, bizimkiler korkarak domuz var diye bağırıyorlardı, sonradan anladık ki, yarımadaya salınan domuzlar insanlara alışmışlar ve insanlardan pek kaçmıyorlardı, sağolsun bizim piknikçilerin sağa sola attıkları kavun karpuz kabullarıyla karınlarını doyuruyorlardı, ağaçların arasına park ettiğimiz yerde yavru domuzlar dolaşıp duruyorlardı, biraz sevmek istediksede, yanına yaklaşınca ağaçların arasından kaybolup gittiler.

 Akşama Bodrum'da olacak ve ekibe otel bulacaktık apar topar duşlarımızı alıp kurunmadan yola çıktık, rotamız davutlardan ara bir yoldan Söke ve oradan ver elini Bodrum, bizim hanım şöfer epey

tecrübe sahibi olmuştu, beni iyi takip ediyordu, bu arayol çok virajlıydı ama sorunsuz bir şekilde söke kavşagina geldik..oo yollar genişlemiş, çevre yolu yapılmış..kendi kendime sökenin içinden mi yoksa çevreden mi gideyim derken  dörtyola girdim ve çevre yoluna çıkacakken ani kararla sola sinyal verip tekrar sökeye girmeğe karar verdim, göbekte tam söke yoluna girerken yine aman ne işimiz var sökede deyip dönüşe devam edip tekrar çevre yoluna girdim ve uygun bir yerde durdum.

tabii arkadaki ekipte, kuyruk gibi  ayni benim dönme işimi yapıp arkamda durdular,esasında kafamda ki şey yanlış yola girdikmi düşüncesiydi, yol yeni olduğu için bodrum yazısını görememiştim

ben haritaya bakarken cem arabadan inip heyecanlı bir şekilde..

-A..amca dörtyolda niye dönüp durduk ya demez mi..bende o anda..

- Ya cem dedim.. hadi benim sinyal takılı kaldı, ben dönüp duruyorum, siz niye arkamdan  dönüp duruyorsunuz..bende onu anlamadım.....başladık gülüşmeye.

Ve ekibimiz tam gaz çevre yolundan Bodruma doğru yolununa devam etmeğe başladı..

 

                                                                                                        Devamı var..

20/9/2006

YAZA VEDA VE BİR ŞİİR. a.inaler

h1

 

 

Okulların açılmasıyla birden tenhalığa büründü sahil, dalgalar ve kumsal başbaşa kalmış, bir ileri bir geri oynaşıyorlardı birbirleriyle, dalgalar ve onların kumsallara atmağa çalıştığı yosunlar ve tüm yaz boyunca insanoğlunun attığı ıvır zıvır pislik ve çöpler arasında amansız bir mücadele başlamıştı, deniz istemiyor, kabullenemiyordu bu pisliği.

Bizim bu sahillerde bir  lodos estimi, deniz içinde ki pisliği kusar ve rahatlar

ve tüm yazın yorgunluğunu atar adeta. ve kalırız biz içimizden atamadıklarımızla başbaşa.

 

img174/770/hpim1480kl7.jpg

Foto: a.inaler   Erdek  sessiz ve sakin

 

Bu yaz gezmelere doydumda, yüzmeğe doyamadım hep eksik kaldı bir yanım, havalar sıcak deniz soğuk bir türlü barışamadık birbirimizle, girsem üşüyorum, girmesem her bir yanım yanıyorne biçim bir sevdadırbu anlıyamadım.

Pazar günü  işleri, yani işler dediğimiz biber salçası, turşulukların alımı, hazırlanması gibi şeyler tüm bunları toparlayıp attık kendimizi Erdeğe, ama.. bizimki tutturdu halı yıkayacağım diye, hanım yapma etme yorma kendini falan desekte yok, güzelim hava ve deniz, iki yolluğa heba oldu, yarın gidersin denize, istersen kalırsın burda dedi, dedi ama bastırdımı bir yağmur..

 

Yağmurlu havalarda  güzel olur Erdek,

Rüzgar yok, sakin, ortalık süt liman

Birden yok olur kentin üzerine çöken lodosun öfkesi

Bir hüzün bir yanlızlık koklar hava

Yağmur damlacıkları şıpır şıpır üstünde denizin.

Martılar sessiz bir bekleyişte

Ve sen gazinoda az demli çayını yudumlarken,

Dalıp gidersin hayatın derinliğine

Denizi ve yağmuru seyredersin,

Ve de boş balıkçı kasalarının arasında gezinen, 

Martılarla bakışan sırıl sıklam olmuş kediyi..

Ve bir Rin tin tin gelir ürkek bakışlarla sallana sallana,

Bazen bir sevdalı gibi bakışırsın onunla gözgöze.

Bir umut bir bekleyiş vardır bu bakışlarda

Ve yağmur biraz daha şiddetlenir

Üstündeki o koca çınarın yaprakları tutamaz, 

Bırakır artık damlacıkları üzerine

Ve sende nasiplenmeğe başlarsın bu damlacıklardan..

Paylaşırsın bu güzelliği damla damla   

Geleceğin umutlarıyla değilde,

Geçmişin anılarını omuzlayan insanlarla,

Daha az akan veya akmayan

Bir brandanın altında gittikçe yoğunlaştığımı görürsün.

Hırkalarını omuzlarına atmış ve birbirine yaslanmış 

Titrek elli, yorgun ama sımsıcak bakışları.

Ve  koca çınardan sararmış kuru  bir yaprak düşer

Alıp götürür bırakır onu yağmur suları

Sessiz sakin bilinmez bir denize doğru... 

 

                                                       a.inaler

                                                 Eylül.2006.Erdek

 

img243/1786/hpim1481lm2.jpg

Foto: a.inaler  kimi sandallar kumsalda gelecek yazın hayalleri içinde

 

Bugün 17 eylül, Bandırma'nın kurtuluşu, gece Sibel CAN  konseri var, hanımı akşam üstü gönderdim,  bu akşam  konsere gitsin, yarında okuluna ve bende tv.de ki maça..

P.tesi 18 Eylülde Erdeğin kurtuluşu, gündüz mehteran takviyeli, bol silah sesli barut kokulu  resmi tören, akşam da Yılmaz Morgül konseri.. ohh hareketli bir gün, gün ama deniz yukarıda şekilde gözüktüğü gibi, karamsar bakıyoruz birbirimize, anlaşılan bugünde oynaşamıyacağız.

Hanım öğlenci olduğu için gelemez diyordum ama, bir telefon geliyorum ilk gün ya erken çıkmış..tabii devlet memuru bugün yorgun, çok çalıştı. 

 

img97/4849/hpim1372zb2.jpg

Bizim hanımın yaptığı bir çanta modeli

 

 Deniz yine yok, yağmur bir geliyor bir gidiyor, bizde bu ara ortalığı topladık, Bandırma'ya gidecekleri ayırdık. sonra sahilde bir yürüyüş ve gecede nefis bir Yılmaz Morgül konseri ..

Salı sabahı erkenden uyandım, hanım öğleyin okula gideceği için erkenden su, tlf. paralarını yatırayım dedim ve attım kendimi dışarı, hava bulutlu sakin, sahilde yürüyüş yapan emekliler, çocuklarını okula götüren veliler bir hareket, canlılık getirmiş sabah sessizliğine.

Sabah mahmurluğumu belediyede  su parasının miktarını öğrenince atabildim, bu ne ya dedim, bu kadarda olurmu.. bu yaz onbeş gün bile kalmadığım halde.. 45 ytl   hesap..

sadece katı atık  parası  20 ytl, su parasınıda  10 ton fazla yazmışlar..çünkü saati okudum, yanlış okumuşssundur dediler.. acaba yanlışmı gördüm dedim, olur ya sabah mahmurluğu..yanımdaki arkadaşda..Devlet faturasını önce ödeyecek, sonra itiraz edeceksin dedi. neyse paşa paşa ödedik.

Ve öğleye doğruda arabaya eşyalarımızı yükleyip Erdeğe by  dedik..dedikte yolda havanın açtığını ve yağmur bulutlarını uzaklaştığını ve denizin süt liman olduğunu gördükçe içim gitti, tabii erdekte olunca PC başındanda uzak kalıyorum, bir yanım orda bir yanım burda misali, blog arkadaşlarımın güzel şiirlerinden, güzel yazılarında uzak kalıyorum... ama hala ben  iki gün sonra gelirim diyordum  içimden.