ERCİYES'TE İLK KAYAK ZEVKİ .2
Erciyes kayak pisti ve zirve.2006
Kayak kiralama yerinde zor da olsa ayaklarımıza göre birer kayak uydurduk, ayaklarımız kalıp gibi olmuştu nasıl yürüyeceğiz derken, bizimkiler binbir güçlükle koltuklarının altında
tuttukları kayak ve patonlara sımsıkı sarılarak ve karlara bata çıka yukarı kayma yerine doğru yürümeğe başlamışlardı bile.
Hanım kızın, bende oğlanın elinden tutup, hızlanarak yukarıya doğru çıkmağa başladık, usta kayakçılar yukarıdan öyle hızlı geliyorlardı ki, bazen bizim yanımızda ani bir frenle duruyorlar, bazende havalı bir şekilde durayım derken düşüyorlardı.
O zamanlar burada kayak hocasımı yokmuydu, yoksa ben bu işi çok biliyorum hallederim mi diyordum, şöyle böyle buhulu birşeyler hatırlıyorum ama hatırladığım burada beden terbiyesi gen.müd.kamp tesislerinden başka otel falan yoktu, burada sadece sporcular ve devlet büyükleri kalıyordu, bir tek onların teleseyiji vardı.
İlk kurban bizim oğlan seçildi, aldım karşıma kayakları ayakkabılarına güzelce takıp kilitledik, eldivenleri, kaşkolu, beresi herşey tamam uçuşa hazır, kayamıyacağına göre..
Bak oğlum dedim..bütün iş ayaklarında kayakların ucunu birbirine yakın tutacaksın(sapak yapacaksın) nereye döneceksen, şöyle yapacaksın .dik duracaksın.......böyle yapacaksın...
.ama önce düşmeyi öğreneceksin, baktın gidiyorsun yan yatıvereceksin, sümüklerini çekip, tamam tamam derken zaten kayakların üzerinde zor duruyordu.
Hanım oğlanı emniyete aldıktan sonra ben kızı hazırlamağa başladım ayni şekilde, (sözde )kayak hocasının söylediklerini can kulağıyla o da dinlemişti.
haydi hak getire deyip saldık bizim kayakçıları er meydanına....zavallı ben daha kayamamıştım ama yemek sonu sıra bendeydi, görecekti erciyes kayak nasıl yapılır.
Biraz kaydıktan sonra,buz gibi kristalkarla kucaklaşan bizim oğlan oldu, kendi bir tarafa, beresi, patonları bir tarafa, kız biraz daha fazla tutundu kayakların üzerinde ve o da bir insan grubunun arasına dalıp yan yatıverdi, haydi koşsun ardından anası babası, tabii bizim kiler kalkamıyor, ağızlar burunlar kar içinde, Erciyesin havasıda çivi gibi hani,
geldik yanlarına kaldır..yeniden kaymalar, yeniden düşmeler..sonra al kayakları eline çık yukarı yeniden tak ....
Bu kayma işlemi bir kaçkez devam ettikten sonra yorulduk ve üşüdük,dinlenme, ısınma ve yemek molası vermek için,arabamıza gidip kaloriferleri çalıştırdık.
Onlar arabada ısınırken, bende karların arasında bulduğum bir boşlukta mangalı hazırladım ve nefis bir ekmek arası sucuk yaptıktan sonra, ben gidiyorum dedim. siz buralarda artık kendi kendinize kayın..
Erciyes'de öğleden sonra hava birden bozabiliyor, fırtına çıkabiliyordu ve saat 3-4 sonrada buzlanma başladığı için dönüş yolu tehlikeli oluyordu.bir an önce zirvedeki kayak başlangıç
noktasına gitmem gerekiyordu.
Kayak yapan kalabalık arasında ağır ağır yürüyerek gişe önüne gelip biletimi aldıktan sonra, teleseyij kuyruğuna girdim.

hande..uludağ.2006
Teleseyije ilk binişim
Teleseyijin büyük makaraları gır gır diye ses çıkararak dönüyor ve yukarıya birli ve ikili olarak kayak yapmak isteyenleri poposundan kavrayıp ayağındaki kayaklarla kaydırarak yukarı
çıkartıyordu, kuyruk azaldıkça heyecanım artıyordu, ilk defa binecektim herkes nasıl yapıyorsa onları dikkatlıca gözlemliyordum, sırası gelen ayağına kayakları takıyor, ustalarsa ayaklarında
kayakla sırayı takip edebiliyordu.
Sırası gelen görevlinin gösterdiği yerde duruyor ve telseyij gelince arkadan oturma kısmına seni yerleştirip, seni yukarı gönderiyordu.(sanırım o yıllarda oturmalısı yoktu veya çalışmıyordu.)
Sıra bana gelmeden kayakları ayağıma takıp, zar zor ayakta kalarak sıramı beklemeğe başladım ve sıra bana gelince yan yan binme yerine geldim ve görevlinin yardımı ile yerleşip, su kayağı yapar gibi kayarak yukarı doğru kayarak gitmeğe başladım.
Bir elimde patonları, diğer elimle de teleseyijin tutma yerini sımsıkı tutuyor ve pür dikkat
karın üstünde makara seslerinin eşliğinde yukarı doğru kayıyordum, sol tarafımda 30-40
metre ilerde kayak yapanlardan kimi yavaş yavaş düşe kalka kayıyor, kimide slalom
yaparak aşağı estetik bir şekilde iniyordu. her taraf bembeyaz bir pamuk tarlası gibiydi,
kayakçılarda adeta bir kelebek. Erciyesin zirvesine kümelenen bulutlarda seyirci.
Ben bu güzellikleri seyrederken birden'' babaaa '' diye bağıran bir çocuk sesi duydum,
ve ses devamlı ''babaa''diye bağırıyordu.biraz daha gidince karların arasında teleseyijden
düşen bir adam gördüm, oğlu ise teleseyijle yukarı çıkıyordu, tabii düşene gülmeden olmazdı,
görüntü o kadar traji-komikti ki bende doğal olarak, hem adamı görmek için geriye bak-
mağa çalışıyor, hemde gülüyordum..... ki... birden ayaklarımın birbirinden ayrıldığını hissettim.
o anda giderken biraz çukurumsu yere gelince kayaklar ben bir şey anlamadan birbirine
veda eder gibi, biri bir tarafa biri bir tarafa gitmeyen başladı ve üzerine oturduğum demir
arkamda kaydı ve ben tek elimle teleseyiji tutmaya çalıştım ama, karın üzerinde sürüklenip
gidiyordum, teleseyij de kendini yukarı çekmeğe çalışıyordu ve burada çaresizliğimi
hissettim, başımdaki bere bir tarafta, elimdeki patonlar bir tarafta ve ben sürükleniyordum.
baktım kurtuluş yok artık ve bıraktım kendimi karların üzerine, teleseyijde hemen çekti kendini
yukarı, ağzım burnum buz gibi kar içinde, berem nerde, patonlarım nerde ve ben nerdeyim
yanımda geçenler gülüyor, ayaklarımda kayaklarla kalkamıyorum, kalkmaya çalışıyorum yine
yıkılıyorum, vallahi acizliğime nerdeyse ağlıyacağım, yanımdan geçen çokta yardım eden yok,
(gerçi yardım imkanları da yok) kayma pisti en az 20 metre solumda ve ben karların içinde
önce kayaklarımı çıkardım attım karların üstüne ve karlar üzerine düşürdüklerimi toparlamağa
başladım.
Yanımdan gır gır gır diye ses çıkaran makara sesleri eşliğinde kayakçılar birer ikişer yukarı
çıkıyorlardı, bende en yakın ana piste nerden ulaşabilirim diye şöyle bir etrafıma bakındım piste giden
her hangi bir yol falan yoktu.ve vurdum kendimi soldaki kar yığınlarını üzerine, ellerim de kayaklar,
kayak sopaları basıyorum bembeyaz kar yığınlarına, batıyorum, yan yatıyorum, düşüyorum, yani
yürüyormuyum yoksa karla boğuşuyormuyum bilemiyorum, ellerim üşüdü, fazla giyindiğim için terledim velhasıl karlar üzerinde sürünüyorum, bazen bastığım yer öyle çukur çıkıyor ki,
eyvah diyorum kaybolup gideceğim karların içinde, debelenip duruyorum çukurdan çıkmak için, belki ben bu zavallıyı donmuş bir vaziyette baharda karlar eriyince bulurlar diyordum kendi kendime.
Ohluya pofluya ,düşe kalka ulaştım ana kayak pistine, bomboş ve bembeyaz biraz yan yatmış bir bozkır, hiç ağaç yok, tahminen ortalardayım.biraz daha yürüyüp ortaya geldim,
sağımdan solumdan kayakçılar vızır vızır kayıp gidiyorlar aşağı, şöyle bir dikildim büyük kayakçı edasıyla, pisti yanlayıp,kayaklarımı takıp kilitledim... bere, eldivenler, patonlar tamam..ama eksik ha tamam gözlükler..italyada aldığım ray-ban gözlüklerde takıldı.....uçuşa hazırız ..

Sercan.Uludağ.2006
İlk deneme
Zar zor düşmeden pisti karşıladım, ayaklarımı sapak yapıp bıraktım kendimi pistin akışına
eveeeeet kayıyorum, biraz sağa biraz sola, sıkıyorum kendimi eğiliyorum kayaklar üzerine
amaan hızlanıyorum..aman allahım bu ne sürat, bir ayağım açıldı, bir ayağım havada ve ben
karlar üzerinde bere bir tarafta, gözlük bir tarafta.
Bu kayma işlemi aşağı inene kadar aynen devam etti, bende bir adım ilerleme yok,yanlız
değişik düşme teknikleri geliştirdim...ama ben bu işi başaracağım.
Artık düşme kalkmalara bıkınca ellerimde kayaklarla biraz yürüyüp çocukların yanına
varınca hanım.
- bu ne hal suratın mosmor olmuş dedi..(ne anlıyacak kayakçının halinden)
- Eh dedim kayak yapmak kolay mı..olacak o kadar
Şöyle bir baktım çocukların halide benden farklı değildi, ahlıya vahlıya ellerinde kayaklar
yukarı çıkıyorlar, takmağa uğraşıyorlar ve düşe kalka kayıyorlardı..
Biraz moladan sonra teleseyijle tekrar yukarı çıktım, ama bu sefer 1.durağa kadar düşmedim,
oradan aşağı ayni şekilde tekrar düşe kalka indim ama artık biraz daha fazla tutunuyordum
kayaklarımın üstünde, düşeceğimi hissettiğim anda karlar üstüne daha rahat yan yatıveriyordum.
Son birkez daha en tepeye çıkmağa karar verdim, hava henüz uygundu, biraz daha gecikirsem
fırtına çıkabilir, buzlanma başlayabilirdi.
Tekrar teleseyijle önce birinci durak ve sonra ordan tekrar son durağa düşmeden çıktım.
aman allahım nefis bir görüntü, zirveye en yakın nokta, Erciyesin zirvesinde beyaz bulutlar
kümelenmiş dönüp duruyor havada esinti var ve buz gibi insanın yüzünü yakıyor, bir iki saat sonra çıkacak olan fırtınanın uyarısı, aşağıdan çok farklı burası dağların zirvelerinde
kendimi öyle mutlu hisediyorum ki, ve acaba diyorum bu dağların arkasında ne var, dağları değilde dağların ardını merak ediyorum.. ulaştıklarım değilde, ulaşabilmek istediklerimin hayallerindemi mutluluklar..acaba.
Kayaklar ayağımda şöyle bir baktım piste doğru, telesyijden inen hemen dik mik demeden atlıyor karların üstüne ve ufalıp gidiyor karlar üzerinde, ama benim gözüm yemedi, aldım kayakları elime, kenardan kenardan indim ve yürüdüm düz bir noktaya kadar, tabii benim
gibilerden epey vardı hani.
Kayak takma işinde epey tecrübe sahibi olduğum için, kayakları takıp, ya aalah deyip bıraktım kendimi hafif buzlanmağa başlamış pistin üstüne.
Valla işin doğrusu kayma hızımı yükseltmem ve düşme teknikleri geliştirmem dışında, bendeki gelişmeler sadece ellerimde ve yüzümdeki morluklarla sınırlı kaldı ve birde kırıksız,
çıkıksız bir bedeni aynen korumam..
Artık hava iyice soğumağa başlamıştı ve buz gibi rüzgarda insanın yüzünü donduruyordu, termosda son kalan çaylarımızı içip biraz ısındıktan sonra dönüş hazırlıklarına başladık az sonrada teleseyij durmuştu.
Günü birlikçiler arabalarının başında dönüş telaşına kapılmışlar,hazırlıklarını yapıyorlardı.
Bu ilk kayak maceramızı allaha şükür kazasız belasız bitirdik, kayakları teslim ettikten sonra, hava geç olmadan, dönüş konvayında yerimizi alarak, ağır ağır Kayseriye dönmek için Erciyese veda ettik

bizim gençler.uludağ.2006


Konu: Başlıksız Yorum
Bende aynını Uludağda yaşamıştım.Ama sucuk ekmek fikri harika.Geçen kış kızkardeşimle arkadaşları tatillerini Erciyeste geçirdiler ve anlata anlata bitiremediler,Sevgilerimle
Bağlantı »