11/5/2008

Tüm anneler.a.inaler

h1

 


Tüm annelere....sevgiler..

 


Bugün anneler günü, ilk defa bu yıl anneler gününü annesiz kutlayacağım,onu 30 mart pazar günü kaybettik, kısmet bu ya beni İspanya dönüşü bekliyormuş, son anına kadar yanındaydım..onu sevgiyle, saygıyla anıyorum..toprağı bol, nur içinde yatsın...

Ama eli öpülesi tüm anneler benim annem sayılır, başta 80 küsür yaşına rahmen hayata direnen, hep pozitiv  bakan,  kayın validem....sabah ilk işim onu aramak oldu.

Bu satırlara ulaşan ,ulaşmayan tüm annelerin anneler günü kutlu olsun.

Uzun süre ara verdiğim bu satırlarda tüm dostların tek tek kopup gittiklerini gördüm, en başta ben uğrayamaz oldum sayfalarınıza, PC. başından epey uzak kaldım, ordan burdan yazmakta olmuyor, neyse Altınova'ya ADSL bağlantısı yapıldı. bahçe, deniz ve güneşten vakit bulursam uğrarım.


Baklalar,soğan sarimsak ve marullar



  hepsi ekmek derdinde

 

 

Güllerimiz renk renk açtı baharın en güzel günleri, insanımız inat doğa hızla uyanıyor,bir canlılık bir bereket var toprakta, çileklerimiz iyice kırmızılaştı..asmalar üzüm geçti,,yapraklarsa tam sarmalık..

Önümüzdeki sahilde marina çalışmaları yapılıyor, doğal güzellik gidiyor ama denize girilmeyen bir bölge diyorlar, zaten bataklık, kepçelerle temizliyorlar, yürüyüş bandı yapılacakmış, hareket gelecek diyorlar.. hadi hayırlısı..



 

TEKRAR TÜM ANNELERİN ANNELER  GÜNÜNÜ KUTLARIM..

                                                      SELAM VE SEVGİLER.

 

9/4/2008

Susurluk parkı.a.inaler

h1









Kuruyan asırlık meşe ağaçları


    


  Susurluk parkı


Anne baba elinde ilk yürüyüp, koşturduğumuz,

Koşup düşerek, çimeniyle koklaştığımız, Toprağıyla, havasıyla mis gibi baharı yaşadığımız,

O güzel yemyeşil Susurluk parkı yok artık.


Çamlarla, asırlık meşe ağaçlarıyla gökyüzünü seyrettiğimiz,

Çiçekli toprak yollarında elele yürüdüğümüz,
Rengarenk güller arasında sevgilileri gözlediğimiz,
O yemyeşil Susurluk parkı yok artık

Yudum yudum koklayarak çayını içtiğimiz,
Birbirimizin gözlerine bakarak sevdayı paylaştığımız,
Her kadehte geçmişi yad ettiğimiz.
Anılarla dolu Susurluk parkı yok artık.


                                                  a.inaler
















AKP iktidarının geçmişi yok edici zihniyetinden Susurluk belediye başkanı vasıtasıyla payını alan Susurluk parkıda diğer yerlerdeki parklar gibi  yerle bir edildi, içindeki o tarihi ahşap restoranlar, çay bahçeleri tek tek yıkıldı, o güzelim el emeği sanat eserleri, gençlerin spor sahaları yok edildi, park toprakla dolduruldu, toprak parke taş ve betonla kapatıldı, buna ilk tepki, parktaki asırlı meşe ağaçları ve çamlardan geldi, kökleri ve gövdeleri dolguyla dolan önce çamlar, sonra meşeler kurudu, onlarca çam ağacı kesildi, bir zamanların ismi insan hakları olan bu yemyeşil park adeta çırılçıplak kaldı, Susurluk halkı kendi elleriyle oy verdiği bu belediyenin bunları yapacağını nerden bilecekti ama.. bir kere oldu..şimdi tüm ülke gibi bin pişman.

Halkın tepkisi ve önerisiyle kuruyan meşe ağaçlarının kökleri tekrar açıldı, dolgu kaldırıldı belki bu tarihi meşelerden birkaçı kurtulur.
ya kesilen onlarca çam ağaçlarının hesabını kim verecek...
yazık yazık oldu.. bu güzelim parka..
ve gün gelir bu halk bunun   hesabını sorar...














Kesilen çamlar nedeniyle boş bir çayıra benzeyen Susurluk parkının son hali.
 Nisan 2008

9/4/2008

Matadorun ve boğanın hazin sonu. a.inaler

h1














Plaza de toros. Madrid



İspanyaya gelmişken boğa güreşlerine gitmeden olmaz dedik, şansımıza Madrid'teki son günümüzün son saatlerini bu gösteriye ayırdık.
Madridin en büyük arenası Plaza de toros paskalya nedeniyle avrupa ve çevreden gelen turistlerle doluydu.
Döne döne zor bulduğumuz yerimiz en üst kattaydı, Mudanyalı ve izmirli grup arkadaşlarımızla oturduğumuz yerden arena meydanın şahane görüntüsü vardı.
Akşam üstü 17.30 da İspanyolların kendine özgü müziğiyle arenaya gösreride yer alacak olan Bazıları at sırtında, bazılarıda yürüyerek, ellerinde kırmızı pelerinleriyle matadorlar girdi. yapılan anonsları anlamadığımız için sadece seyretmekle yetindik.
Başlangıç gösterisinden sonra ilk boğa arenaya bırakıldı, Boğanın boynunun üst tarafında kırmızı kurdeleler vardı, matadorun elindeki kılıçları saplıyacağı yer burasıymış, arenada 2 adet atlı, kenarlardaki 4 giriş kapılarında da ana matadorla birlikte 8 matador vardı, bu kapılar boğaların giremiyeceği şekilde korumalıydı, boğanın saldırısı karşısında bazen buraya sığınıyorlardı, yardımcı matadorlar çeşitli oyunlarla, ellerinlerindeki kırmızı pelerinlerle boğayı kızdırıyorlar ve sırayla kılıçları hedefe saplıyorlardı, ana matador iyice kan kaybeden boğayla oynayıp, oley çığlıkları altında shov yapıyordu. sonunda yorgunluktan ve kan kaybından iyice biten boğaya son öldürücü kılıçı saplıyordu.
Her yıl yol kenarlarında, ağaç altlarında kurban adı altında hayvanları kesip parça parça eden ve ciğerini kavurup iştahla yiyen bir ülkenin insanları olarak bu olay bize daha vahşi ve acımasız geldi, hele ilk boğanın matadoru boynuzlarıyla yerde sürükleyerek fırlatması, boğaya yapılan bunca işkence ve eziyetten sonra, bizi hiç üzmedi..çoğumuz içimizden oh oldu bile dedik.
Biz bu gösteriye daha fazla katlanamadık ve 3. boğnında ayni şekilde katlinden sonra arenayı terk ettik, o akşam orada kalan arkadaşlardan diğer 7 boğanında ayni sona uğradığını öğrendik.
'2 gün öncede Madridin meşhur sol meydanında boğa katliamına karşı protesta gösterisi vardı ve imza topluyorlardı. onları anladık anladıkta ,daha fazlasını anlamağa ne ingilizcemiz yetti, nede ispanyolcamız...



25/3/2008

Madrid gezisi. ainaler

h1

Önceki aylarda Mısır kahire ve Sharme el sheike için planladığımız gezi, hava şartları nedeniyle gerekli ilgiyi görmeyince iptal edildi. bizde rotamızı güney-batıya, İspanyaya çevirdik.

Madrid'mi... Mallorca'mı arasında biraz kararsız kaldıktan sonra bu havalarda Madrid daha uygun olur dedik ve 5 günlük madrid gezisine katılmağa karar verdik.

Uçak bileti, pasaport ve gümrük kuyruklarında epey neşeli saatler geçirdik, malum ekibimizin yaş ortalaması 50..nin üzerinde olunca, herkesde yetişemiyeceğiz kalacağız telaşı vardı, olur ya belki uçakta yer kalmazdı,o itişip kaışmalar demek ki boşunaymış, hepimiz uçağa binip yerlerimize yerleştik

19 mart sabahı saat 10.10 da THY 'nın 180 kişilik uçağı ile İstanbula veda ettik.

Uçaktaki yerimiz, bilet alırken isteğimiz üzerine önlerde ve cam kenarında, havada kısmen açık olunca rotamız üzerindeki Yunanistan, italya ve Mallorca adaları üzerinde nefis görüntüleri 4 saat süren yolculuğumuz boyunca seyretme olanağımız oldu.

 

Mallorca sahilleri

 Hosteslerimiz güleryüzlü,sevimli ve candan bir evsahipliği yaptılar bize, Öğle yemeği, çay kahve ikramları nefis ve sınırsızdı, kaptan pilotlarımızın anonstan ancak isimlerini duyabildik, ismler tanıdık gelmedi bana.herşey için  teşekkürler THY..Ları.

Rahat bir yolculuktan sonra sağ salim Madrit hava alanına indik, pasaport işlemlerimizden sonra hava alanına gelen tur araçlarımız binerek, çok konuşan, mmadrid'te yaşayan sempatik ve esprili rehberimiz mahmut eşliğinde kısa bir madrid  tanıtım turu attıktan sonra otelimize yerleştik.

Tur ekibimiz epey yorgun düşmüştü, Kafilede İstanbula uzak illerden  gelipte dün geceyi yolda geçiren bir çok arkadaşımız vardı, NH Bacajas  3 * bir oteldi , otelimiz düşündüğümüzden iyi çıktı, metroya da yakınlığı bizim için iyi bir avantaj oldu.

 

Plaza de toros. 1929 madrid

Madridin matodorlarla boğaların kapıştığı bir arena, 1929 yılında yapılmış, 23 mart pazar günü boğa güreşi olduğunu duyduk ve proğrama aldık

 


Madridin Sol meydanında bulunan   0 noktası, bu nokta madridin 0  noktası olarak alınmış ve Madridin şehir içindeki ve çevreye  tüm uzaklılıları bu noktadan ölçü olarak alınmıştır.



Toledo gezisi.21.03.2008





Not.Annemin rahatsızlığı nedeniyle acilen Balıkesir'e gidiyorum bir müddet yokum..


.... maalesef   30 .03.2008 pazar günü annemi kaybettik...

25/2/2008

Karatepe - Kartepe a.inaler

h1


Böyle ateşli günlerde
- ne bu yazı diyeceksiniz ama,
ne yapayım içiniz açılırmı,
kararırmı ona siz karar vereceksiniz...


Ülkemin zor mu zor yılları,

Bir ateş çuvalının içine sokmuşlar bizi,

Başımıza da geçirmişler  kara bir türbanı,

Her tarafı sarmış kara, kapkara bulutlar,

Ara, arada dur ışıldayan  güneşi..


Irak sınırında yapılıyor güneş harekatı

Her gün şehitler geliyor, tabutu al bayraklı

Muhtaç vekiliminse kafasına takılı cüzdanı ..

Dön mehmetim dön, dön artık

Anıttepe de batırma  güneşi ..



Bunu da karaladım bu ara...yeter sanırım...



                                                    Kartepe

Çocukların haline tavrına bakılırsa bizim  emektar İtalyan Uno'nun Burada, İst.da ki tarihi görevi bitti, okurken, çalışırken işlerini gördü, şimdi kız yeni araba aldı, oğlan harbiyede park yeri yok, hemde yeni iş yerinde kariyer gereği daha iyi araba olması gerek diyor..

- doğru söylüyor, ne diyeyim..o zaman yenisini alırsın demek kaldı bana..

Haftalardır yerinde kımıldamayan Unoyu, temizleyip, bakımını yapıp çalıştırmak bana düştü.

  Yılın son günü, düştük dönüş yollarına, işimiz yok ya şöyle bir körfez gezisi yapalım dedik, akşama kadar işimiz ne, Tem'den Kocaeline ilk girişimdi,  genelde aşağıdan E-5 den sahil yolundan gelir, kartal, Derince tanıdıklara uğrar hal hatır sorardık..yollar güzel Unoda iyi gidiyor..oğlan bununla 200 yaptığını söylüyor, kilometre kadranının resminide çekmiş.

- iyi yapmışsın dedim..kızarak..oğlum  15 senelik araba ne cesaret..o yaşlarda ben olsaydım, bende aynısını yapardım dedim içimden.

hanım biz dedi

- geçen bahar Yardım Severler Derneği ile Sabancaya gitmiştik, Maşrukiye, Sabanca çok güzel, hadi buraya kadar gelmişken sende gör..cennet gibi yemyeşil yer

- bu kış kıyamet, göl kenarı bilmem iyi olurmu..

huyum ya ilk önerilere hep muhalefet edip, karşı çıkarım..

-Valla sen bilirsin, orada bir pide ısmarlarım sana dedi..

Hiç gidesim yoktu. ama birden Kartepe geldi aklıma, oda buralarda bir yerlerde herhalde, bakışlarım dağlık tepelik, karla kaplı yerleri aramağa başlamıştı bile.

- tamam dedim  değişiklik olur..belki kartepede yakındır.hem vaadedilen cenneti görme şansımız varmı yokmu, bilemiyorum hiç olmazsa bu dünyadakini görelim...


Sapanca golu.
Sapanca gölü

- Biraz gidin ilerden sola dönün o yol sizi göle çıkarır.dedi  kapının önünde oturan bakkal
Sora sora bağdat bulunur hesabı yazlıkların arasından sapanca göl kenarına kadar geldik, hava biraz rüzğarlı olduğu için, sahil biraz soğuktu, epeyde çarpıyordu,göl de çırpıntılı dalgalı,  tabii ki aralığın sonu, yine de pazar tatil günü olduğu için gezinenler vardı, birde çicek satıcısı romenler,
- Abe yakışıklım şu yanındaki güzele bi çicek alasın  deyip takılmaz mı peşimize, bende  laf mı yok
- alayım  gülüm..alayımda.. benim çiceğim bu çiceklerden daha güzel, ben zaten en güzel çiceği  zamanında almışım.
- çay içecek bir yer gördük ama, kimseler yoktu, çayı bayattır..tat vermez gibi kendi kendimize bahaneler üretip, hadi dedik maşrukiyeye çıkalım, orada içeriz..
Bu güzel sahile yerleşmiş yazlıkların arasından ağır ağır ilerleyerek bu kadar güzel ,doğa harikası bir yeri seyretme zevkini son demlerine kadar hissetmek istiyordum, kış olmasına rahmen ağaçların yeşilini koruyanları çoğunluktaydı, kendi haline bırakılmış yazlıkların arasından geçerken, hafta sonu olduğu için yazlıklarında bahçe bakımını, temizliği yapan, köpeğinle oynaşan, güneşin son saatlerinden faydalanmağa çalışan emekliler vardı.





Sapanca gölüne şöyle bir sırtını verince karşı dağın karlı tepeleri tüm güzellikleriyle göze çarpıyordu, kanımca kartepe burası dedim..biraz daha gidince Kartepe, Maşrutiye levhası bu kanımı doğruladı.

Maşrutiye gürül gürül suların aktığı ağaçların binbir çeşidine hayat veren bir derenin oluşturduğu bir vadi, kır gazinoları, alabalık havuzları sağlı sollu bu vadiye yerleşmiş,harika bir doğal güzellik mümkün olduğu kadar korunmaya çalışılmış bir iki açık yer vardı ama yemek yiyecek kadar aç olmadığıımız için burada fazla oyalanmadık.benim aklım dağların karlı  zirvelerindeydi.


Kartepe
Ağır ağır Kartepeye doğru tırmanmağa başladık, tırmandıkça Sapanca gölünün muhteşem görüntüsü insanın içini titretiyordu, tırmandıkça çevremiz yavaş yavaş beyaza bürünmeğe başladı, yolun güneş görmeyen kesimleri karla kaplıydı ama buzlanma yoktu, yukarıdan inen araçlarda zincirsiz iniyordu, çıkarmıyız, çıkamazmıyız endişeşi içinde yukarı bizim için bilinmeyene doğru çıkıyorduk, yol kenarında çamlar arasında, karlar üstünde mangal yapan bir grubu görünce durduk.. o ara yukarıdan gelen bir araçta durunca.
- yolun durumu nasıl, zincir gerekirmi dedim..
- yok dedi rahat çıkarsınız..
- yukarsı nasıl..
- valla çok kalabalık, çay içecek yer yok..
Beyaz ve yeşille bezenmiş bir doğa cennetinin içinde ağır ağır tırmanmağa devam ettik
Biraz daha çıkınca  yol kenarına park eden araçları görünce yolun sonuna geldik.dedim.

Kartepe-günübirlik kayakçılar


Yukarıda ki park yerleri dolu olduğu için bizde yol kenarında uygun bir yere park ettik. sağ tarafımızda sapanca gölü ve ovası gökyüzü yukarıda ne kadar mavi olursa olsun puslu bir görünümdeydi, çam ağaçları arasından bu güzel manzarayı seyrede seyrede otellerin bulunduğu alan doğru yürüdük, sol tarafımızda ki düzlükte ufak bir futbol sahası vardı, otel ve kayak sahasına giriş kapısında hala çalışmalar vardı, araçları park ettiği sahayı geçince önümüze ufak bir meydan ve yol ayrımı geldi, sağ taraf otele sol taraf ise kayak pistinin olduğu yere doğru çıkıyordu. meydanda yörük çadırlarında çay , sucuk ekmek satanlar, vardı..hele pamuk helvacının helvalarının pespempe görünümü bırak çocukları, bizi bile kendine doğru çekiyordu.






Kayak yapan kayakçıları bembeyaz karlar içinde görünce içim gitti.renkarenk kayak giysili kayakçılar karların üzerindeydi, kayanlar, düşenle bizim  kaymak için zamanımız yoktu.kıtır kıtır karlar üstünde gezinti yaptıktan sonra, otelin kafeteryasında kağıt bardaklarda verilen sıcak bir çay içip bu güzel doğayı seyrederek biraz keyif yaptık.

Telesesijle yukarı zirveyekadar çıkılıyorlardu, zirvenin aşağıdan bir kaç resmini çekeyim dedim ama güneş tam karşıdan, zirveden geliyordu, çektiklerimde iyi çıkmadı.

Bir an bizde teleseyijle zirveye çıkalım dedik ama çok sıra vardı, durduk kaldık teleseyijin yanında..

kimdi bilemiyorum ama..bir şiirde.

'' sevdanı erteleme kadınım'' demiş..fakat biz şu andaki zirve sevdamızı ertelemiştik..

Garcia Lorca'nın bir şiiride

'' Sevdanı ertele kadınım, kan gülleri yasındayım'' demişti. umarım karıştırmadım.

Hanımın pide ısmarlama işimi ne oldu..! ha onu Bursa Özdilek'te İskendere çevirdik.




24/2/2008

Parmaklıklar ardına doğru. a.inaler

h1


Pazartesi akşamı da gidemedim bu kentten
O değin zor ki insanın tüm sevdiklerinden ayrılması
Ve kendi ayaklarınla kodese gitmesi
Hemde en sevdiklerini yaşlı gözlerle geride bırakarak
O değin zor ki..sevdiğim.
Ama gitmem gerek yasalar gereği,
Suçluyum çünkü.ben
Zaten suçlu olduğumu bildiğim için gidiyorum ya.
Eğer insanın hakkını araması,
Haksızlığa  karşı çıkması suç ise..

Siz şölen devrimcilerine veda ettikten sonra
Son bir kez kenti dolaşmak geldi içimden
Yanımda işçi arkadaşım necmi
Atladık bizim eniştenin emanet otoya..
Dolaştık tüm sokakları
Senin içinde yaşadığın
Çamurlu, tozlu sokakları
Anılarla dolu taşlı sokakları..

Gecede içtik dostlarımla biraz
ilk sarhoşluğumu
aksakalın küçük bir meyhanesinde hissettim
Bira, rakı ve şarap karıştı birbirine,
Arkadaşlarımla,köydeki dostlarımla
Birde recep diye biri vardı içlerinde
Otuz -otuzbeş yaşlarında
Birde ısındık birbirimize..
Kadehler boyu anlattık durduk
Hep hükümete söylendi bir ara ,
Pancar paralarını vermedi diye.
Haklıydın be recep haklıydın,
Sende benim gibi haklıydın
İçtik dertlerimizi kadehler dolusu
İçtik kadehler dolusu dertlerimizi
Ve daha fazla sarhoş olmadan
Sarmaş dolaş vedalaştık birbirimizle.
El salladık köylü dostlarımıza..

Sonra..
Götürdüler beni  anamın,
Mis gibi kireç kokan yeni badanalı  evine,
anamı, kardeşimi gördüm.
Öpüştük, koklaştık özlem giderdik..
Sıcak mis gibi kahveleri iyi geldi hepimize
- Biz dedik halil'le kursa gidiyoruz
hemencecik inandılar bu sözümüze..!
tabi ki anladılar hapise gittiğimizi
ama hiç hissettirmediler aklınca
Yaşlı gözlerle baktı anam..
İyi kurslar dedi. oğlum sadece..


Dönüşte biraz daha içtik

O yemyeşil çamlarla dolu Susurluk parkında,

Çok iyi anılarım vardı çünkü burda

Onları yaşamak istedim seninle bu kez,

Karşımdaydın her zaman ki gibi yine

Ve gözlerim...

Göz bebeklerini dele dele

kadehimdeki son içkiyi de

Senin gözlerinde içtim..

Ve gözlerimdeki içkiyle

Saatlerce seni seyrettim

Kanımca iyice sen oldum bu akşam..

Sen sarhoş.. ağlıyorsun.

Ben sarhoş ağlıyorum.

Dostlarım bizden beter

Gerisini anımsamıyorum..

Ama bildiğim..

anımsdığım bir şey varsa sevdiceğim

Ne kadarda sevildiğimdir bu kente

Dostlarımın ve arkadaşlarımın

Beni ne değin sevdikleri

Ve senin bana gösterdiğin sevgi ve sıcaklık

İşte bunlar anımsayabildiklerim..



                                                     devamı var..
Şölen: kafe adı


19/2/2008

Yolcu 7 a.inaler

h1


Off....
Kollarım öyle ağrıyor ki
Nerden doldurdum bu valizi böyle,
                            nerden doldurdum bilmem.
Sanki içerden hiç çıkmayacağım.
                            nerden doldurdum..
Öyle ya suçum büyük..
Öyle ya çok büyük şuç işledim
Adam mı öldürdüm...!  Hayır
Kaçakçılık mı,dolandırıcılık mı yaptım...! hayır
Öyleyse ne yaptım..
Ne mi mi yaptım..
Uyandım arkadaşım uyandım
Çok değil sadece hakkımı istedim,
Emeğimin hakkını istedim.
Adaletsizliğin eşitsizliğin bitmesini istedim....


Hava kurumu kuru...
Soğuk mu soğuk...
Terliyorum.
Bakıyorum kar mı yağıyor ne...!
beyazlıklar uçuşuyor havada
Birde, bir güzel koku geliyor burnumun ucuna
kar kokusu mu..kadın kokusumu..
Ama anladım.. Açlık kokusu bu.
Oh be nihayet açlığımla başbaşayım..
Birden o kokuyla, açılığımla
Atıyorum kendimi porsuk kıyısında bir lokantaya.,
Bir porsiyon kuru fasulya, bir porsiyon pilavla
Tulumba tatlısıyla yok ediyorum onu..
Parça parça ediyorum açlığımı,
Dişlerimin arasında ezim ezim eziyorum,
Bir daha karşımız çıkmasın diye
Hergün binlerce yoksulu öldürmesin diye..

Çıkmak istemiyorum
Oturuyorum bir sigara içimi cam kenarında,
Porsuk sessizce akıyor, ben ona bakıyorum
Kimbilir ne sevdalar böyle sessizce akıp gitti yaşamdan
Bir sıkıntı basıyor, sığmaz oluyorum kendime
Dışardayım
ve yürüyorum
Bir dolmuş kornası, kalkan bir el
Pikaptan gelen bir ses...
- Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..
Artık iyice yaklaştığımı hissediyorum nemli duvarlara
Gürültüsünü hissediyorum demir parmaklıkların
Ve son demleri özğürlüğümün.
Ve ben gidiyorum..

                                                            25.02.1975
                                                       Eskişehir. ask. cezaevi

Not : 1975 yılı ocak ayında Hv. kuv.tek.per..olarak görev yapan 3000 yakın Ast.subay. bazı haksızlıkları ve bundan doğan mağduriyetlerini duyurmak için 2 gün mesaiye gitmediler.bu nedenle ask.mahkemde yargılandılar  ve bazıları ordudan ihraç edildi, diğerleride en az bir sene hapis cezası aldı..tabiiki bende bir sene ceza aldım, 2 ay tutuklulukla beraber 4 ay hapis yattım..Bu uzun şiirimsi yazı o günlerden kalan bir karalama..

16/2/2008

Özğürlük.a.inaler

h1



Özğürlük nedir ki,
İnsanın doğumla birlikte, dünyaya gözlerini açmasıyla birlikte bu kavram beynini kurcalamağa başlar, bir bebeğin ana rahminden çıkıp dünyaya gelmesi, içerden kurtulmak için tepinmeleri  ve bu kaç dakikalık zafer şarhoşluğu çırpınmaları, bağırmaları..
 ve bir kundağa sarıp sarmalanmasıyla son bulması..

Özğürlük arayışı insanın her gelişim evresinde değişiktir, çocukluk yılları oyun oynama özğürlüğü, yemek yememe özğürlüğü, erken uyumama özğürlüğü ve büyüklerini isteklerini yapmama özğürlüğü..

Özğürlük... gençlik yıllarında daha gelişmiş daha serpilmiş olarak sarar genç beyinleri.. isyan günleridir ana babaya, kendine karşı olan herşeye..

Sözün kısası Özğürlüğümüzü kısıtlayan özğürlükler çektiklerimiz..



Koyu gri..

Bu sabah eskimiş yorgun bedenimi,
Şöyle bir kaldırıp pencere önüne götürdüm,
Buhulu da olsa, tam seçemese de gözlerimden birisi,
Dışarıda beyazlara bürünmüş bir pırıl pırıl  dünya gördü,
Herşey o kadar güzeldi ki,
Hele ağaç dallarına,
incecik çam yapraklarına tutunmağa çalışan
kar taneciklerinin oluşturduğu bu  dünya
büyük bir mutluluk verdi ona..

Öteki gözüm mü..!
O da evlerin bacalarından çıkan
simsiyah dumanın gökyüzünde
ve doğada oluşturduğu kirliliği,
bembeyaz karlar üstüne düşen
kurumlarının karları nasıl kirlettiğini,
her gün çöp bidonunu karıştırıp,
 kağıt toplayan çocuğu gördü..
böyle bir dünya  büyük bir hüzün verdi ona..
Derler ki..
Yaşam zıtların mücadelesidir.. 

koyu gri, 
iyi - kötü,
soğuk sıcak, siyah- beyaz gibi..
sende bu yaşam dilimlerinden koyu griyi seçmişsin,
çoğu gri şiirler,
 insanın umutsuzluğa karamsarlığa düştüğü anda
tüm yüklerini yükleyip
onu bir yerlere götürmesini istediği
bir gemi gibidir,
 sığınacak bir liman arayışında olur insan..
ama bırak be kardeşim bu dünyayı..
İstersen şöyle bir dışarı çıkta,
biraz kar yağsın üzerine...
                                    

15/2/2008

Yolcu 6 a.inaler

h1


İşçi yorgun
İşçi yitik
Anası ağlamış  gün boyu
Çamur yollarda çalışmaktan
Gözlerinin altı çökmüş açlıktan
Elleri, suratı kupkuru
Artık bitmek üzere
Yıllar yılı bel bağladığı umudu
Bir parça ekmek ve sıcacık bir ev
Ve çeviriyor başını tanrıdan
Artık kırgın ona
Artık kırgın ve öfkeli bu düzene

Ama
Umut bu ya
Bir damlacık kalmış içinde
Bizi böyle el ele görünce
Yüzünde beliriyor bir gülümseme
Gelip oturuyor tedirgin bakışlarla
En arkadaki yırtık bir koltuğa

- merhaba arkadaşım diyor, genç kız
hoş geldin gel otur ön sıraya
Utanıyor çekiniyor
Esmer gün yanığı tenli arkadaş
Yırtılmış papuçlarıyla
çamurlarıyla yürüyor ön sıraya
Buluyor gerçek nasırlı eller yerini
- merhaba arkadaş diyorum
sende sevdiceğim
 - merhaba yoldaş diyorsun.
- merhaba evlat diyor ak saçlı baba
- merhaba kardeş diyor çocuklu kadın
Hoş geldin aramıza
Sayılıp değerinin olduğu dünyamıza
Otur diyorum arkadaş, rahat otur sıkılmadan
Çamurlu toprağınla, açlığınla
Gel otur soluk renginle,
yırtık giysilerinle gel otur
çoluk çocuğunu, tüm köyünü getir
Bak biz gidiyoruz
Doldukça doluyor otobüs
Gittikçe doluyor..
Ve gidiyor açık artık yolumuz.

Otobüs gidiyor
Benim ineceğim kente doğru
Ben ineceğim ama
O boyalı gözlü, tombul yüzlü
Burjuva kadında inecek
Sen devam edeceksin sevdiğim
O arkadaki genç kızda
İşçisi, köylüsü hepsi devam edecek
Artık bu otobüs geri dönmeyecek
Ve o burjuva kadın yalnız kalacak
Eriyip gidecek kaybolacak..

Geldik artık sevdiğim, iniyorum ben
İniyorum, çünkü bu yolun kurbanıyım
Biliyorsun
Birşeyler yitirmeden elde etmek çok zor
Siz yürüyün arkadaşlarım
Özğürlük mutluluk yolunda
Şimdi ben içerdeki arkadaşlarımın yanına gidiyorum
Hani parmaklıklar ardında  o çoğaldığımız yere.
Ama bir gün gelecek orayada sığmayacağız
Öyle bir çoğalacağız ki...
O parmaklıkları, faşist italyan yasalarını
Parça parça edeceğiz
Parça parça arkadaşım.

Biliyorum
Biliyorum sevdiceğim
Özğürlüğün son günü bugün
Seni sevdiğime ne denli eminsem
Tutuklanacağıma
Parmaklıklar ardına düşeceğimi
O denli eminim..

İşte bak  gidiyorum
hemde kendi ayaklarımla
Yanımda ne bir polis
Ne de eli silahlı bie asker var
Ne ellerimde zincir, ne ayaklarımda pranga
Öyle ya kaçmak yok kavgamızdan
Yürüyorum..
Yürüyorum Eskişehir'in buzlu sokaklarında
Özğürlüğün son yudumcuklarını kokluyorum
Eğiliyorum köprünün üzerinde
Seyrediyorum gürül gürül akan
Çamur kokan porsuk çayını
Bir de güzel akıyor ki,
Bir de güzel....

Otobüs gidiyor
Otobüsler gidiyor
Bir daha, bir daha ardından
Ve kalbim onların yanında
Sende sevdiceğim
İçimde, ruhumda
Öyle  bir yer tutmuşsun ki
Hiç silinmeyecek
Sabıka defterindeki adım gibi...

                                                                devamı var.

14/2/2008

Yolcu 5 a.inaler

h1

Sevgiliye..

Genç kız yine arkalarda
Yineliyor o sevecen bakışlarını
Elindeki kitaptan zorlada olsa bana
bense utanıyorum ona bakmağa
Oysa
O değin arıyorumki o bakışları gözlerimde
Oysa o değin özlem duyuyorumki
O bakışlara
Onda gördüğüm özlemime
Ve sonsuz sevgime

Karlı tepeleri aşıyoruz
Yağmurlu yüklü bulutları altında
Ve yol kenarındaki köylerimizi seyrediyoruz
Yirminci yüzyılın Türkiyesinde kendimizden utanarak
Son model bir 302
Bir at arabasının yanından şimşek gibi geçiyor
Tekerleklerinden fırlayan çamurlar
Gaz'te  gaz'te diye bağıran
Eski yamalı giysiler içindeki
Çocuklar üstüne desenler çiziyor
koşuyor çocuklar yolda
Yırtık pabuçlar çamur içinde
ve gazeteler uçuşuyor havada
Çocuklar koşuyor ardından
Kavuşuyorlar birbirlerine
Yeni yeşermeğe başlamışbir ağaç dibinde
Çamurlar içinde.......
ah ..diyorum kendi kendime
Niçin köylerimiz hala
Bir taş, bir toprak yığını hala
Bu memleketin gerçek sahipleri
Niçin böyle yaşar
Niçin yaşar herşeyden yoksun
Niçin en çok ezilir
Niçin bu çocuklar gaz'te gaz'te diye bağırır
Niçin...?   Niçin..?
Ben anladım ama
ah.. birde sen anlayabilsen sevdiceğim.
Birde sen anlıyabilsen...


Genç kız yine bakıyor
Çünkü ona artık niye baktığımı biliyor
Ve bakıyoruz ayni yöne
Köylerimize, köylülerimize
Fabrikalarımıza, işçilerimize
ve içinde ezilerek, sömürülerek yaşadığımız ülkemize
fabrikada, maden ocağında, pamuk tarlalarında
El eleyiz artık..
Sen ve ben sevdiceğim
Bakıyoruz ayni yöne, bitimsiz bir sevgiyle

- Bir yolcu daha var diyor
Artık bizim emekçi muavin
Çünkü o da bizimle..
Kara yollarında çalışan bir işçi,
Sessizce biniyor otobüse
Unutmuşlar onu bu çamur yolda
Nereye gideceğini bilmiyor sanki
Kuşkusuz bir yol arıyor
Çıkışsız bir labirentin içinde
Ama artık oda bu otobüste
Genç kız gel diyor ona
Sende gel diyorsun sevdiğim..bizimle
Bende gel emekçim diyorum.
İhtiyar baba.
- yürü be evlat diyor
gel artık ..ol bizimle..