Yürürken gün batımı sessizce sahilde
Çıplak ayakla adım adım bastığım her yerde
Eziyordu ayaklarım binlerce kum taneciklerini
Gelmiyordu kulaklarıma, çok hafif bir hışırtı bile,
Dinliyordum sadece gelip giden dalgaları
Ben bu muydum.! ne olmuştu bana
Kör, sağır duyarsız bir beden
Taşımamalıyım bu kadar yükle bunu artık,
Yeter kanımca bu kadar neden.
68 ruhunun duygularımı avutacaktı bizi hep
Sadece duvarda asılı mı kalacaktı Che guera.
Bakıyorum çicekler bile açmıyor artık daha gür
Sarmış etrafını bin bir türlü böcekler
Ağlarını örüyor beyinlerde örümcekler
Nerdeydi bu kadar hatalar, yanlışlar nerede
Sorguladım kendimi, sorguladım geçmişi
Hala kalmışık anlaşılan
Paylaşılanla, vaadedilen bir dünya arasında.
Ve çok uzaklarda olsa, kalkıyordu bir toz duman
Duman duman uçuyordu, havalara çığlıklar
Atılan bombalar, yok edilen umutlar
Balıkçı ağındaki balıklar gibi çırpınan insanlar
Girmişti ta evimin içine kadar bunlar
O kadar alıştırılmıştık ki tüm bunlara
Sıkılınca geçiyorduk başka bir kanala
Bu sadece Irak,Lübnan, Filistin, afganistan şarkısı değil artık
uzaklardan söylediğimiz..
Bizimde portemizde oluşuyor kızıl notacıklar
Bak sardı çevremizi kendi şarkılarımız,
Gün geçtikçe çınlıyor kulaklarda.
Bitip tükenmeyen nutuklar, vaadedilen umutlar
Dindirmiyor bu hüzün dolu ayrılık dolu şarkıları
Kalıyor geride hep gözü yaşlı babalar ve analar.
Yeter sen bekle doğma bebeğim demek geliyor içimden
Eğer açarsan gözünü bir gün bu dünyaya,
Aç ama artık, gözünü iyice aç, çünkü
Bol bol umutlarla, nutuklarla
Kaşıkla verilip, kepçeyle götürülüyor yarınlarımız.
a.inaler
05.09.06/Bandırma
Bu karmaşık duyguları sıraladıktan bir gün sonra sevgili yeğenim ayşen' den bir email geldi,
Nazım Hikmet'in bir şiiri, yıllar önce Kore'ye asker gönderilmişti, o günlerde dönemin Başbakanı
Adnan Menderese yazdığı bir şiir.
DİYET
Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki gözünüzle bakarsınız,
iki kurnaz,
iki hayin,
ve zeytini yağlı iki gözünüzle
bakarsınız kürsüden Meclis’e kibirli kibirli
ve topraklarına çiftliklerinizin
ve çek defterinize.
Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki elinizle okşarsınız,
iki tombul,
iki ak,
vıcık vıcık terli iki elinizle
okşarsınız pomadlı saçlarınızı,
dövizlerinizi,
ve memelerini metreslerinizin.
İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı,
iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower’in,
ve bütün kaygınız
iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri
halkın tekmesinden korumaktır.
Benim gözlerimin ikisi de yok.
Benim ellerimin ikisi de yok.
Benim bacaklarımın ikisi de yok.
Ben yokum.
Beni, üniversiteli yedek subayı,
Kore’de harcadınız, Adnan Bey.
Elleriniz itti beni ölüme,
vıcık vıcık terli, tombul elleriniz.
Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan
ve ben al kan içinde ölürken
çığlığımı duymamanız için
kaçırdı bacaklarınız sizi arabanıza bindirip.
Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey,
ölüler otomobilden hızlı gider, kör gözlerim,
kopuk ellerim,
kesik bacaklarımla peşinizdeyim.
Diyetimi istiyorum Adnan Bey,
göze göz,
ele el,
bacağa bacak,
diyetimi istiyorum,
alacağım da.
Nazım Hikmet
• 31/1/2007 - bravoo