26/11/2006

Beykoz ormanları...a.inaler

h1

 

 

 

 

 

 

                                                           Beykoz ormanları

 

Bu günlerde gazetelerde orman bakanlığının Beykoz ormanlarının kurtarılması hakkında bazı yazılar

gündemde..

 Anadoluhisara giderken Beykoz ilçesinin aşağı boğaz kısmından geçtim, aşağıdan geçerken yukarıdaki sırtlarda beyazlıkları pek farkedemedim..ama vapurla boğazdan geçerken gördüğüm görüntü, o kadar kötü ve iğrenç geldi ki bana..insanoğlu bunu yapamaz dedim içimden..

 o yemyeşil sırtlarda bembeyaz bir beton, adeta bir utanç abidesi

Bunun oraya yapılmasına izin verenlerden, onu yapanlardan, projeyi çizen mimarlardan, ve orada oturupta boğaz manzarasını içine sindirenlerde utandım, insanlığımdan utandım ve insanlarımdan utandım.

Gerçi eşkiya dörtbir yanımızda ve hükümdar olmuş, ne güzel paylaşıyor ve her bir yanımızdan parça parça bir şeyler koparıyorlar.

24/11/2006

Öğretmenler günü kutlu olsun.a.inaler

h1

 

 

img156/6505/hpim0011700x532gc5.jpg

 

 

 

img86/4104/hpim0010700x532ln5.jpg

 

img124/4117/hpim1624700x532vz6.jpg

 

 

Hepimizin yetişmesinde ve ülkemizin kalkınmasında büyük

emekleri geçen ve halen bu mücadelelerini sürdüren çok değerli

sevgili öğretmenlerimizin ve çok sevgili eşimin

bu anlamlı gününü kutlar, hepsine başarılar dilerim.

 

Ayrıca mevcut hükümetin öğretmenler günü kutlamalarına

 karşı gösterdiği karşı uygulamaları ve sinsi kısıtlamaları

kınar ve protesto ederim.

21/11/2006

Egeye yolculuk. a.inaler

h1

 

Öff allahım  ev değil müze, bekarlık yıllarımdan tutunda hanımın çeyiz sandığının köşe bucaklarından çıkan ne kadar atılacak eşya, ıvır zıvır ne varsa sıkıştırmışık bu yazlık denilen eve, her tarafında tarih akıyor bu eşyaların, bizde bunlara dahiliz ha..

Dokuz senede 4 takım koltuk 1 çekyat geldi bu eve. 3 tkm aşağı kata transfer oldu, yani alttaki komşuların daireyi de biz döşedik gibi bir şeyler, üst kat alt kat hep bizim anılarla dolu.

Evi niye sattık.. doğru 9 senedir oturduğumuz bu evi niye sattık , Bizim  yazlık ev almağa henüz niyetimiz yokken ani bir karala alındı bu ev.Bandırmada ufak bir daire vardı o satılacak ve iyi bir ev alınacaktı. o arada o satılamadı, eldekinle erdek'te ev bakarken bu iş olmaz dedik, bu parayla ancak bodrum veya uyduruk çatı katları olacaktı, bir ara vazgeçtik..sonra onlarca kişiyi sonra dolandırıp yurt dışına kaçan o günün saf temiz öğretmen çocuğu  mütahitle tanıştık,

- bende bir ev var dedi.

- şu kadar param var, 94 broadway, artı çek var dedim.olmaz gözüyle başladım. sonra evi gördüm , gördüklerim içinde pırıl pırıl bir daire, yanlız tek yönlü, denize sırtını vermiş, komşular iyi, yanlız çevrede biraz romenler var.

- Onlar gidecek dedi, tapulu malları değil, yahut sana yeni inşaatlarımda vereyim dedi.(allah korumuş)

-Aman yatacak bir yer olsun yeter zihniyetle hesaplı bir fiyata anlaştık.evin tapusu başka bir bayandaymış ki tapuyu aldık, vereceğimizi verdik.

Bizim daire ara kat, yani 2. kattı, bizim balkonun baktığı geniş bir bahçesi vardı, çok bakımsızdı, alt kattaki İst.lu genç  komşular bahçeye hiç bakmamışlar.

Neyse baharda bahçeyi temizledik toprak taşıdık, gübreledik, çiçekler,domates ,biberler, patlıcanlar ektik, temmuzda onlar gelince, tabiki bahçeye istediğimiz an inemiyorduk

Yıllar böyle geçti idare edip durduk, bahçedeki erik, şeftali, zeytin ürün meyve vermeğe başladı,

bizim alt komşular zaman içinde bizle iyi geçinip, bahçeye bağımsız giriş için ayrı kapı yaptılar,önce bir anahtarlar bizlerede verdiler falan filan derken , sonra tavırlar değişti, ve bahçeyi özelleştirmeğe başladılar, zaten tavırlardan anlıyorduk, yalanlar, dolanlar, kıvırmalar, son olarak biz mütahitten bahçenin tapusunuda aldık deyince.! bu lafa söyleyecek laf bulamadık

Bir sabah alt bayan komşu kriz geçirip bahçedeki bizim ektiğimiz  şeftali, erik, zeytin ağaçlarını, sarmaşıkları kökünden kesti, ama nasıl krizse kendi diktiği çamlar duruyordu..

son site toplntısındada normal olmayan hareketler yapınca tüm sakinler tarafından kınandı, yıllardır iyi  komşuluk ilişkilerin yaşandığı sitemizdeki oturduğumuz bozulan hava nedeniyle, zaten zorla sevmeğe çalıştığımız bu evi satmaya karar verdik.

Bu gibi soğuklar nedeniyle 4 senedir tem-ağustosta altınovada kalıyorduk lafın kısası zaten hanımın ısınıp sevemediği bu  evde günlerimiz dolmuştu, yazada emekli olmayı düşündüğü için  körfez planlarımız vardı.son gelişmele kararımızı hızlandırdı.

Evi eşyalı verelim dedik, bizim kendi eşyalarımız var deyince  tamam dedik, anlaşılan herkes anılarıyla yüklü gelecek bu eve, atamadıkları, atamıyacakları bir köşe kapacak bu evde.

Neyse bizimkileri paylaştı eş dost, divan, çek yat, fırın, dolaplar bir arkadaşın deniz kenarında ki köyüne, ailecek çok sevdiğimiz püfür püfür mavi koltuk takımı. Bandırmaya çok yakın birisine, neyse üzerinde yine rahat rahat oturacağız oysa kız bir ara o kadar çok istiyordu ki onu, göndermek sorun oldu. o da İst.da yenisini aldı. 

Bu akşamda son parti gidecek, yarın evin anahtarlarını teslim ederiz inşallah.

Şimdi ver elini ege, acaba nerede, hangi sahilde, yeni çevre yeni insanlar..yaşanacak zor, bilinmiyen boşlukta uçuşan günlere gebe yarınlar ..

8/11/2006

ÇAĞRI...11 KASIM 2006

h1

 
 
 
 
 
 
 
 
 
ATATÜRK'ÜN YOLUNDA 11 KASIM'DA ANKARA DA...........
TÜRKİYE GENÇLİK BİRLİĞİ
 
 
Öğrenci Topluluklarına ve Üniversite Öğrencilerine Çağrı:
 
 
Gazi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde
ATATÜRK’ÜN YOLUNDA 11 KASIM’DA ANKARA’DA BULUŞUYORUZ!
 
Ülkemizin bağımsızlığı ve birliği, Cumhuriyet tarihinin en büyük tehditleriyle yüz yüzedir. Şimdi belirlenmesi gereken en açık gerçek, teslimiyetçi politikaların bağımsızlığı ve Cumhuriyeti yıkım aşamasına getirdiğidir.
ABD’nin Irak işgaliyle uygulamaya koyduğu Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’yle (GOKAP), ülkemiz, ABD çıkarlarının fedaisi yapılmak istenmektedir. Resmi belgelerde yayınladıkları haritalarla ülkemiz üzerindeki hesapları ortaya çıkmıştır.
Avrupa Birliği masallarıyla, ulusalararası talimatlar ve uyum dedikleri sömürgeleştirme süreciyle ülkemiz esir edilmek istenmektedir.
Zaferlerle dolu olan onurlu tarihimiz “soykırım suçlusu” ilan edilerek bağımsız ve özgür yaşama geleceğimizin temellerinin yıkılması amaçlanmaktadır.
Kıbrıs’ta Türk devletinin tasfiyesi “müttefik” ve “dost” denilen, bizzat ABD ve AB tarafından yürütülmektedir.
Özelleştirmelerle vatanımızın ekonomik temeli tasfiye edilmektedir. Yetmemiş, vatan topraklarının parayla satılması bile gündeme gelmiştir.
Sömürgeleştirme süreci üniversiteleri de hedef almaktadır. Gerici müdahalelerin ve halkçılık karşıtı uygulamaların yanı sıra, AB talimatlarıyla YÖK’ün merkezi yapısı dağıtılmak istenmektedir. Amaçlanan, üniversitelerin başına patronları ve tarikat şeyhlerinin getirilmesidir.
19 Mayıs 1919’da, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, Türk milletinin bağımsız yaşama iradesiyle başlattığı kurtuluş mücadelesi ve emperyalizme karşı zaferlerle kurulan Cumhuriyet, Türk gençliğinin arkasındaki en büyük tarihsel mirastır. Atatürk bu mirası Türk gençliğine emanet ederken, bağımsızlığı ve cumhuriyeti yok etmek isteyecek düşmanların olacağını “İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların olacaktır” diyerek ifade etmişti. İşte o Büyük Nutuk’un sonundaki Gençliğe Hitabe’de belirtilen etkenler günümüz koşullarında ortaya çıkmıştır. Bir yandan bütün insanlığı karşısına alan emperyalist işgalciler, diğer yandan onun kumandasındaki iç yıkıcılık ülkemizde Atatürk’ün mirasını tehdit eder noktaya gelmiştir. Türkiye kritik bir sürecin içerisindedir. Bölücülük ve irtica, ülkemizin bütünlüğüne, Cumhuriyetin geleceğine karşı açıktan faaliyet yürütmektedir. Dayatılan, ikinci Sevr ile vatanımızın bağımsızlığı ve milletimizin birliği tehdit altındadır. Türkiye adeta 1919 koşullarını yaşamaktadır. Ülkemize ve üniversitelerimize yönelen bu tehditler aynı zamanda, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi vatansever bir gençlik birikimini de ortaya çıkartmıştır. Atatürkçü, vatansever gençlik dalgası hızla yaygınlaşarak kendini her yerde hissettirmektedir.
Şimdi görev bu birikimin daha da büyütülmesi ve bir çatı altında birleştirilmesidir.
Bu amaçla 11 Kasım 2006’da Ankara’da buluşuyoruz.

29/10/2006

Cumhuriyet bayramı kutlu olsun..a.inaler

h1

 

Image Hosted by ImageShack.us

                      CUMHURİYET  BAYRAMINIZ  OLSUN

 

 

img172/3258/handeser006ho5.jpg

 

   GÜN, ATATÜRK'ÜN EMANETİ  CUMHURİYET'E, LAİK VE BAĞIMSIZ BİR  ÜLKEYE, ULUSAL BÜTÜNLÜĞE VE DEĞERLERE, İNSAN HAKLARINA VE EMEĞİNE SAHİP ÇIKMA VE ONLARI KORUMA  GÜNÜDÜR.

   DAHA ÇOK ÇALIŞALIM , DAHA ÇOK MÜCADELE EDELİM.

                         

 

               BU ANLAMLI BAYRAM

 

                               HEPİMİZE KUTLU OLSUN

 

 

                        NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

 

 

20/10/2006

Deprem haberleri..ainaler

h1

 

Bu gece saat 21.20 cıvarlarında  hanım mutfakta, bense tv.karşısında idim..bir anda çatırtılarla birlikte 10-15  sn cıvarında ev, odalar ileri geri gidiyor avize sallanıyordu, içersini bir anda dolapların çatırtısı ve bardakları çıngırtısı  doldurmağa başlamıştı, bu sallanma anında bir an donup kaldıktan sonra ayağa kalktım, ayakta durabiliyordum ve ev gidip geliyordu.

...1964 yılındaki manyas salur depreminde, orta okulu bitirdiğim yıl susurluk'ta, öyle bir sallanıyorduk ki zemin kattaki dükkandan sağa sola çarparak kendimizi dışarı atmış  ve ayakta duramadığımız için istemiyerek yere çökmüştük, o yıl salur köyü komple yıkılmıştı.....

 mutfağa yöneldim, hanımın iki eli hamur içindeydi, bu zaman içinde sallanma durdu..ve hemen çabuk aşağı inelim önerisi benden geldi..2.kattaki evimizden inerken komşularıda uyardık..

sokakta  alarm sesleri koşturmalar birden hızlandı, Acaba merkez neresiydi, ilk anda İst.M.köydeki kızla konuştum..pek fazla hissetmedik deyince rahatladım..

15 dk. sonra içeri girip haberlerde deprem merkezinin  20 km.güney-batımızda  manyas gölü çevresi olduğunu öğrendik..  hepimize geçmiş olsun.

 

Bu sabah  21.10.006.. saat 10.31 dipten gelen bir deprem daha yaşadık, tek vuruş  oldu...1.2 sn lik..tahmini 3-4 arası.

26/9/2006

Bungee jumping..a.inaler

h1

                           çocuğun varmı.....

 

Çocuğun varmı dedin var diye bir söz var boşuna söylenmemiş, allah bağışlasın bizde de var iki tane, küçüğü oğlan, daha 24 yaşında.. off evvelsi gün öldürecekti bizi heyecandan, göz görmeyince gönül katlanıyor da, görünce bir tuhaf oluyor insan..

Neyse efendim bizim oğlanın şirketi Antalya film festivali internet sitesini  proğlamlama işimi neyse, onu almışlar bir haftadır oradalar 5 yıldızlı otelde hem çalışıyorlar hemde mis gibi tatil yapıyorlar ama, gelin bir de bize sorun.

 

 

www.kevgir.com 'da atlayışlar

 

önce festivalde  fırtına çıktı kafalarına bir şeyler yıkılmış, zor kaçmışlar arkadaşları yaralanmış bereket kendilerinde bir şey yok, gece geç vakit internette okudum ve resmi gördüm..içim cızz etti..daha sonra yani bir gün sonra... baba bak beni seyret

diye bir mail aldım..  www.youtube.com , neyse allaha şükür ingilizcem

çok iyi olduğu için hemen enterledim kendimi siteye, araya sora bulduk video çekimini, Bungee jumping mi neymiş, çıkmış tepeye atmaz mı kendini taa tepeden aşağı kesimlik kuzu gibi sallanmıyor mu ipin ucunda, zaten  kalp %50 çalışıyor,

Aman allahım bu gençlere akıla fikir ver, gerçi bizim bu gençliğimizde de allah bize akılı fikiri biraz eksik vermişti, demek ki gençlikte bu biraz eksik oluyor, ya da çok fazla.

Geçen yazda Fethiye Babadağ'dan paraşütla atlıyacağım dedi, sonra seneye atlarsın diye zor vazgeçirdik 

 10 sene önce İst'a arabam ile ilk gidişimde sirkecide, ta.. nimet ablanın önüne kadar gitmiş  ve sonra  doğu bankın yanına park etmiştim, şimdi hiç kusura bakmayın artık arabayla öyle sıkıntılı yerlere gidemem, hiç sıkıntıya strese giremem.valla İst.trafiğine bile çıkmağa canım istemiyor.

Pazar günü, olaylı bir şekilde biten, bütün ödülleri dağıtılan Altın portakal film festivalinde ki görevlerini başarı ile bitirdiler ve sağ salim uçakla İst'a döndülerde ve bizde derin bir ohh  çektik...

Bu da bizim ödülümüzdü.

 

22/9/2006

Can Dündar'dan bir yazı. a.inaler

h1

Can Dündar'dan

 

Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım. İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun. Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yasamışlık ve yeterli yas faktörü artık bende de var.  "Ben demiştim" ,"ben bilirim","ben zaten anlamıştım", sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düsenler kalıyor. Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Bos geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim. Gerektiğinde "HAYIR" demeyi öğrendim ve bu kelime basta karsındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor. Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar. Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor. Yasamışlığın oluşturduğu bir alçakgönüllülükle gülüyorum içimden sadece. Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım. Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum. Modaya uymak adına popomun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim . Ayıp, günah ya da ne derler korkuları çoktan geride kaldı . Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken simdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu. Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun. İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor. Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk. Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yaşadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek. İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor. Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor. Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.

 

 

Ne güzel anlatıyor sevgili Can Dündar, sanki biz orta yaşlılar kendimizi okuyoruz bu satırlarda, hani şöyle bir yürüyüşe çıkınca görürsünüz ya park köşelerinde oturan yanlız yaşlı insanları, artık sığamazlar bu dünyaya, anlatacakları o kadar şey vardır ki, o kadar şey birikmiştir ki dünyalarında ama anlatacakları insan yoktur, kimse pek dinlemek istemez onları, uzak gelir yeni yaşam onlara, bazen ruh istese de beden direnir bu isteklere..

En güzel arkadaşları varsa torunlarıdır, eski arkadaşlarındansa onlarla gezmek daha mutlu eder onları, birazda huysuz olurlar başkalarına göre veya çok şeker bir tonton, ama ne yapsınlar o kadar zor ki tüm dünya zevklerine sırayla veda etmek.

 

14/9/2006

GENÇLERDEN BİR E-MAİL..a.inaler

h1

 

                                                    LAĞIMCI

 

 


Bir adam Microsoft sirketinde iş icin konuşmağa gidiyor, Microsoft şirketinde lağımcı olarak ise alıncaktır

 

HR-menajeri ile görüşüp tıkanmis bir lavaboyu temizleyip testten geciyor

 

HR menajeri testten gectigini ve kendisine hangi gun saat kacta isbasi yapabilecegini e-mail yolu ile bildirecegini söylüyor

 

Adam bilgisayarı olmadığını ve dolaysıyla e-mail kullanmadigini acikliyor

 

HR menajeri, uzgunum ama e-mailiniz yok ise siz sanal olarak varsayilmazsiniz ve dolaysiyla sizi ise alamayiz diyor 


 
Adam caresiz disariya cikiyor, ne yapsam etsem derken,cebindeki 10 dolar ile supermarktten 10 kilo kiraz aliyor.Kapi kapi gezerek kirazlari satiyor ve 2 saat icinde sermayesini 2’ye katliyor

 

Bu sekilde ekmek parami cikarabilirim deyip her gun sabah erkenden cikip kapi kapi kiraz satiyor ve her gun sermayesi buyuyor

 

Derken, kucuk bir kamyonet aliyor ve satisa devam ediyor. 


Az bir zaman sonra buyuk bir kamyon ve bir kac tane kucuk kamyonet aliyor

 

                                                      5 sene geciyor...


Bu adam su anda Amerikanin en buyuklerin arasinda yer alan bir nakliyat sirketinin sahibi

Ailesinin gelecegini dusunerek bir sigorta yaptirmak istiyor ve sigorta sirketi kendisinden e-mail adresi istiyor

 

Email kullanmadigini soylediginde, sigortaci ilginc, emailiniz olmadan buyuk bir holding kurmussunuz, birde e-mailiniz olsaydi acaba neler yapabilirdiniz diyor


Adamın cevabı : e-mailim olsaydı şu anda Microsoft’da lagim temizliyordum...

Ne ogrendik:

 

1:internet her zaman bir çözüm değildir

2: emailiniz olmayip azimle calışabiliyorsanız milyoner olabilirsiniz

3: Bu haberi email yolu ile okuyorsunuz... demek ki milyoner değil, lağım temizleyicisine daha yakınsını z...

 

... Gününüzün güzel geçmesi dilegi ile...


Bu maile cevap yazmayın...

  ben yokum...... 

 -  kiraz satmağa çıktım.

 

 

 

 

Bu da başkası

 

               Pastacımıyım

 

Adam o kadar tembelmiş ki, evde karısının her dediğine

 bir bahane bulup hiç bir iş yapmazmış, kadın..

- kocacığım..şu çiçekleri sularmısın.

- aaaa...ben bahçevanmıyım..

- elektrik lambasını değiştirirmisin..

-  off be..Ben elektrikçimiyim

- şu mutfağı badana yaparmısın.

- iyi valla..Ben badanacımıyım.

- şu dolabı tamir edermisin.

- aman...Ben dolapçımıyım, dermiş. kısacası hiç bir işe el sürmezmiş

 Gel zaman git zaman, bir gün evde banyo muslukları arıza yapmış, kadın ne yapsın, çağırmış muslukçuyu.......

  akşam kocası gelince,

-nasılsın hayatım günün nasıl geçti. kadın, neşeli bir şekilde.

- ah hayatım, bugün tam banyo yapacaktım, musluklar bozuldu demiş.

- ee karıcığım sonra ne yaptın.?

- muslukçuyu çağırdım tabii, o tamir etti..

- oo kimbilir kaç para istemiştir..

- vallahi hayatım ben adama borcumuz ne dedim, o da

- ya bana güzel bir pasta yaparsın, ya da bir öpücük verirsin dedi..

- aa bak terbiyesize, peki sen ne yaptın .

- ayol ne yapacağım..hayatım,  ben pastacımıyım.!

 

 

 

13/9/2006

12 EYLÜL..ve bir anı a.inaler

h1

Yıllar yıllar önceydi Diyarbakırın eylül ayının sıcak günleri ortalığı cayır cayır  yakıyordu , bizde izinden dönmüş şehre ve işimize motive olmağa çalışıyorduk, her zaman izin dönüşleri zor olur, evde hiçbir şey yok, alışverişe çıkılacak, elde ki para son kuruşuna kadar harcanmış, iş yerinde geçmiş gelecek nöbetler seni bekliyor, personel izine çıkacak, eleman eksik, iş çok  kısacı ortam berbat..

Hanımın öğrt.lik işi oldu olacak, stajını bitirdi. başvurularını yaptı,

Ankara'dan takibi gerekiyordu. izinden geleli on gün oldu, 2-3 gün izin lazım, yasal yollarla tüm başvurularımı yaptım, bağlı olduğum ilk birlik komutanı, o gün ki anılan ismiyle ceyar ilhan karşı çıkışıyor, her yerden önüm kesiliyordu . o intikale (Dış görev uçuşları) Adanaya gitmesi lazım, sıra onda diyordu, (halbuki gitmesi gereken başka biri vardı, işten anlamadığı için benim gitmemi istiyordu.) 

Kendiseyle daha önce kavga etmiş birbirimizden davacı olmuş ve ben onu hakkında dilekçe vermiştim, geçmiş gün dengesiz bir kişiliği vardı ve astlarına zevk için hapis verip, sicillerinle oynuyordu, askerlikte bir kural vardı ilk amirin sizin vermezse, ondan sonraki üstlerde vermezdi.

Ve ben en büyük amirin önüne dilekçeyi koyup, ben gidiyorum dedim..ve gittim

nasıl işlem yaparlarsa yapsınlar hesabından. Ankara da tayin işlerini halledip üç gün sonra döndüm. artık eşimin öğretmenlik işi tamamdı.

10.eylül günü mesaiye gidip ben geldim, hangi görev olursa giderim dedim, kimse hiç bir şey demiyordu, ceyar ilhan sanki kaçacakmışım gibi başıma bir görevli verip, o gün ki ilk uçakla beni adana'ya gönderdi, görürsün sen der gibi kin ve nefret dolu bakışları üzerimdeydi, uçak o akşam verilen emir gereği Merzifonda kaldı, geceyi merzifonda geçirdik, Merzifon şarabı ve güzel bir akşam yemeği ve orada rastladığım arkadaşlarım o an herşeyi unutturdu bana.

 11 eylül. Sabah rotamız Konya ve sonra Adana idi, Adana'nın havası çok rutubetli, sıcağıda pistin üzerinden alevler çıkarıyordu adeta, uçaktan indikten sonra görev yerim ve arkadaşlarımın yanına gittim, öğle yemeğine yetişemediğimin için kantinden tost gibi bir şeyler yedim, sonra yatacak yerimi ayarlarken bazı arkadaşlar valizlerini toplamağa çalışıyordu,

- Hayrola dedim sizin görev bittimi, ne bu hazırlık..

-Dönüyoruz dedi birisi mesaj geldi, hepimiz acil dönüyoruz.

-allah allah dedim,  yeni geldik, onbaşılara gidip daha rakı içeceğiz.

Onbaşılar o zamanlar Adananın en meşhur kebabçısıydı ve biz buraya gelince genellikle eski saatin orada ki eski onbaşılara giderdik.

Ben onbaşılar kebab hayalleri kurarken, bizi alıp Diyarbakır'a götürecek nakliye uçakları kızgın piste tekerlerini koymağa başlamıştı bile.

O gece saat 23.00'e kadar tüm uçaklarımızı gönderip, bizde 02.00 cıvarında D.bakır pistine ayak bastık, üste yoğun bir faaliyet vardı ve komutan tüm birliği toplayıp

12.eylül..bugün TSK'nın ülke yönetimine el koyduğunu açıkladı.*

yani 12 darbesi,12 eylül cuntası..ne derseniz deyin..

Herkese sırayla silah dağıtmağa başladılar, sıra bana gelince, bizim ceyar ilhan

- ona silah vermeyin demez mi..

- silahımı verin dedim, eğer sakıncalıysam tutuklatın..

Ters bakışlar altında silahı aldım ve yürüdüm gittim.

o yıllarda askerde, subayda olsak herkesin bir görüşü vardı, nitelikler okuduğu kitap ve gazetelerle birbirine yansır, iletişim hemen kurulurdu, sağcı sağcıyla ,solcu solcuyla daha iyi bütünleşirdi, fikir ayrılıkları tartışmadan ileri gitmezdi, o anda güçlü mevkisi olan bunu kullanırdı, yani siciller düşük olur, istekler yokuşa sürülürdü, kendi adamları daha rahat yerde çalışırdı,hele bir grup vardı ki suya sabuna dokunmadan sessizce çalışırdı, kimseye bulaşmazlardı ve bugünlerde ki başarı grafiklerinin yüksekliği sanki o günlerde yapılan bu çalışmalardı, ama bu ordu içinde, şu anda ki ülkede ki durum gibi olamamıştı.

Ortalık normale döndükten sonra ceyar ilhan, öküz altında buzağı  var misali, gibi sudan sebeblerle 14 gün yasal olarak üst limit verme hakkı olan hapis cezasını verdi bana, ve bende hiç itiraz etmeden, üst disiplin evinde paşalar gibi yattım.

o yıllarda rah.erk kardeşim İst.Üni.İşl.fak.okuyor ve olaylar nedeniyle sol dernek davalarından yargılanıyordu, tutuklandı, girdi, bereat etti çıktı,  okulu bitirdikten sonra uzun müddet işsiz kaldı, hala internette dava dosyalarından ismi silinmedi. 

ve 1992 yılında 3 ay evliyken bir kaza sonuçu kaybettik kendisini...

 

12 eylül'ün böyle anıları var bende işte..